Bu şehirde herkes şikâyetçi. Ama garip bir şekilde kimse sorumlu değil.
Kiracı ev sahibinden, ev sahibi ekonomiden şikâyetçi. Gençler yöneticilerden, yöneticiler “küresel şartlardan”. Herkes bir şeylere kızgın ama kimse aynaya bakmıyor.
Oysa mesele çok net: Bu şehir bir sabah uyanıp batmadı. Yıllar içinde, parça parça küçültüldü.
Ekonomi daraldı, iş alanları kapandı. İş olmayınca gençler gitti. Gençler gidince şehir yaşlandı. Şehir yaşlanınca üretim düştü. Üretim düşünce ekonomi biraz daha daraldı.
Buna kalkınma demek zor. Ama çöküş demek fazlasıyla mümkün.
Ekonomi Küçülürken Kiralar Neden Uçuyor?
Türkiye genelinde şehir ekonomileri alarm verirken, bu şehir de tablodan payına düşeni fazlasıyla alıyor. Kişi başına gelir düşük, sanayi yatırımı sınırlı, özel sektör isteksiz. İşsizlik yüksek, özellikle gençler için iş bulmak neredeyse istisna.
Ama garip bir çelişki var: Ekonomi küçülüyor ama hayat pahalılaşıyor.
Son birkaç yılda kira fiyatları rekor seviyelere çıktı. Üretim yok, gelir yok, istihdam yok ama kira var. Hem de düzenli artanından. Ev yok, plan yok, denetim yok… Ama fiyat var.
Bu tablo piyasa değil, plansızlığın sonucu.
Genç Göçü: Sessiz Bir Terk
Üniversite mezunu gençler bu şehirde kalmıyor. Kalmak istemedikleri için değil; kalamadıkları için.
Mesleklerine uygun iş yok. Gelecek vaadi yok. Sosyal hayat sınırlı.
Sonuç: Otogarlardan tek yön bilet. Geri dönüş ihtimali belirsiz.
Bir şehir gençlerini kaybediyorsa, geleceğini çoktan bavula koymuştur.
Tarım Var Ama Politika Yok
Toprak duruyor, bereket azalıyor. Modern sulama yok, teknoloji sınırlı, girdi maliyetleri yüksek. Çiftçi borçla ayakta duruyor, hayvancılık yapan yem fiyatlarına yeniliyor. Küçük üretici piyasada tutunamıyor, büyük yatırımcı ise bu şehre hiç uğramıyor.
Sonra hep birlikte soruyoruz: “Bu şehirde tarım neden bitti?”
Çünkü kaderine terk edildi.
Eğitim Var, İstihdam Yok
Okullar var. Diplomalar var.
Ama mezunların karşısında kilitli kapılar var.
Mesleki eğitim piyasadan kopuk, üniversite şehirden kopuk. “Oku” denmiş ama sonrasına dair tek bir plan yapılmamış. Gençler ya işsiz ya da eğitimleriyle ilgisi olmayan işlerde çalışıyor.
Plan yoksa diploma, sadece dosyada durur.
Sağlıkta Mesafe, Ulaşımda Sabır
İlçelerde uzman doktor bulmak zor. Sağlık hizmetine erişim zahmetli. Ulaşım ise ayrı bir sınav. Karayolu zayıf, demiryolu sınırlı, hava ulaşımı neredeyse sembolik.
Bu şehre gelmek zor. Ama buradan gitmek şaşırtıcı derecede kolay.
Müjde Siyaseti: Olması Gerekenin Reklamı
Şehir küçülürken milletvekillerinin millete verdiği müjdeler hep aynı yerden geliyor:
-
“Şehrimize hastanelere uzman doktor ataması yapıldı.”
-
“Yeni bir poliklinik açıldı.”
-
“Bir binanın açılışını gerçekleştirdik.”
Oysa bunların hiçbiri lütuf değil. Hiçbiri kalkınma değil. Hiçbiri geleceğe dair tek bir cümle kurmuyor.
Bir şehirde hastaneye doktor atanması müjdeyse, orada zaten büyük bir sorun vardır. Çünkü sağlık hizmeti bir yatırım başarısı değil, en temel devlet görevidir.
Fabrika bekleyen bir şehre poliklinik açılışı anlatılıyor. Üretim isteyen gençlere kurdele fotoğrafı gösteriliyor. İşsizlik artarken “hayırlı olsun” deniliyor.
Müjde çok. Plan yok. Vizyon yok.
Turizm Var, Tanıtım Yok
Tarih var. Doğa var. Kültür var.
Ama anlatan yok.
Turizm yatırımı yok denecek kadar az. Tanıtım neredeyse sıfır. Potansiyel, unutulmuş bir dosya gibi raflarda duruyor.
Turizm gelir getirmez çünkü önce anlatmak gerekir.
Dijital Dünya Koşuyor, Bu Şehir Bakıyor
İnternet altyapısı yetersiz. Dijital dönüşüm söylemde kalmış. Yenilenebilir enerji yatırımları yok. Girişimcilik desteklenmiyor.
Türkiye hızlanıyor. Bu şehir izliyor.
Sosyal Hayat Sessiz, Sorunlar Gürültülü
Gençler için sosyal alan az, kültürel etkinlikler sınırlı. Madde bağımlılığı artıyor, bazı bölgelerde güvenlik sorunları konuşuluyor.
Bunlar tesadüf değil. İlgisizlik boşluk yaratır, boşluk sorun üretir.
Yönetim Var Ama Yön Yok
Belediyeler var ama ortak akıl yok. Katılımcı yönetim yok. Uzun vadeli plan yok.
Vatandaş sürecin parçası değil, sadece sonucu yaşıyor. Bu şehir yönetilmiyor; idare ediliyor.
Potansiyelsiz değil. Plansız bırakıldı.
Gençler gitmiyor, gönderiliyor.
Sorun kader değil, yıllardır ertelenen sorumluluk.
Bu şehirde çözülmeyen her sorun zamanla “normal” oldu. Normalleşen her sorun da biraz daha büyüdü.
Şimdi herkes aynı soruyu sessizce soruyor: “Ben buradan nasıl kurtulurum?”
Oysa asıl soru şu: Bu şehir ne zaman müjdeyle yetinmeyi bırakıp, gerçekten kurtulmayı isteyecek?


