“Malın kadar değil, hayrın kadar konuş” sözü, bugün bir tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Çünkü etrafımıza baktığımızda, sesini yükseltenlerin çoğu malıyla konuşmaya çalışıyor. Sosyal medyada bitmeyen lüks tüketim furyası, pahalı arabalarla yapılan konvoylar, markalı çantaların sergilendiği vitrinler, şatafatlı düğünler… Hepsi birer sahne gösterisi. Ama bu gösterinin seyircisi artık sıkılmış durumda.
Bugün toplumun gözünde gerçek değer, kasadaki rakamlarla değil, gönüllerde bırakılan izlerle ölçülüyor. Bir iş insanı, milyon dolarlık yatıyla manşetlere çıkabilir; ama depremzedelere bir barınak kurduğunda halkın hafızasında kalıcı olur. Bir belediye, bütçesini şatafatlı açılışlara harcayabilir; ama halkın gerçek ihtiyaçlarına yöneldiğinde itibarı yükselir.
Lüks tüketim furyası, aslında bir çürümenin göstergesi. İnsanlar artık şunu görüyor: pahalı arabalar bir gün ikinci el pazarında unutuluyor, markalı çantalar modası geçince dolaplarda çürüyor. Ama yapılan iyilikler, gönüllerde kalıcı bir iz bırakıyor. Bir öğrencinin sokak hayvanları için başlattığı kampanya, bir doktorun gönüllü sağlık taraması, bir öğretmenin ücretsiz dersleri… Bunlar toplumun hafızasında yer ediyor.
Sosyal medyada “lüksle konuşanlar” aslında sessiz bir boşluğu doldurmaya çalışıyor. Çünkü malın sesi gürültü çıkarır, ama hayrın sesi kalplerde yankılanır. Bugün herkesin önünde aynı soru var: “Gerçek değerimiz neyle ölçülüyor?” Eğer cevabımız sadece mal ise, yarın unutulacağız. Ama hayırla, iyilikle, topluma fayda ile konuşursak, işte o zaman kalıcı bir iz bırakacağız.
Sonuç olarak, bu çağda itibarı belirleyen şey, kasadaki rakamlar değil; gönüllerdeki izdir. Lüks tüketim furyası bir gün bitecek, ama yapılan hayır kalıcı olacak. Ve belki de en önemlisi, bu çağda konuşurken sesimizi yükselten şey malımız değil, hayrımız olmalı. Çünkü malın saltanatı çöker, hayrın mirası büyür.


