Yerel seçimler, yalnızca sandığın değil, yönetim anlayışının da yenilenmesi için yapılır. Maltepe’de seçmen tam olarak bunu istedi. CHP’li Ali Kılıç gitti, yerine yine CHP’li Esin Köymen geldi. Parti değişmedi ama sandık, “artık başka bir yönetim” dedi.
Ancak belediyenin iç koridorlarında bu mesajın ne kadar duyulduğu tartışmalı.
Çünkü Maltepe Belediyesi’nin en stratejik iki koltuğu, başkan değişmesine rağmen yerinden oynamadı. Özel Kalem Müdürlüğü ve Başkan Yardımcılığı aynı isimlerde kaldı. Oysa bu iki makam, bir belediyede başkandan sonra en kritik güç alanlarını temsil eder. Başkanın kiminle görüştüğünden hangi dosyanın ne zaman gündeme geleceğine kadar birçok karar bu masalarda şekillenir. Bu yüzden yeni başkanların ilk refleksi genellikle bu koltukları değiştirmek olur.
Maltepe’de bu refleks oluşmadı.
Özel Kalem Müdürü koltuğunda, Ali Kılıç döneminden kalan Umut Polat oturmaya devam ediyor. Askeri geçmişten belediye bürokrasisine uzanan ve kısa sürede şeflikten müdürlüğe, oradan da başkanın en yakınındaki makama taşınan bu hızlı yükseliş, uzun süredir kamuoyunda “liyakat mi, torpil mi?” sorularını gündeme getiriyor. Yeni başkanın bu koltuğa dokunmaması, bu soruların daha da yüksek sesle sorulmasına neden oluyor.
Diğer kritik koltuk ise daha ağır bir tartışmanın merkezinde.
Ali Kılıç döneminde ulaştırma müdürlüğüne getirilen, ardından belediyedeki bazı ihalelerle adı anılan ve sonrasında Başkan Yardımcılığına yükselen Salih Kara, Esin Köymen döneminde de görevini sürdürüyor. Üstelik söz konusu ihalelerle ilgili dosyaların bir kısmı yargıya taşınmış durumda. Hukuki süreçler elbette masumiyet karinesi çerçevesinde değerlendirilir. Ancak siyaset yalnızca mahkeme kararlarından ibaret değildir; kamuoyunun algısı da en az hukuki metinler kadar belirleyicidir.
Belediyenin ikinci adamı konumundaki bir ismin, hakkında tartışmalı dosyalar devam ederken görevini sürdürmesi, “güven” kavramını yeniden düşünmeyi zorunlu kılıyor. Bu noktada akla gelen soru nettir: Bu güven kime dayanıyor?
Mesele yalnızca belediye binasının içiyle de sınırlı değil.
Salih Kara’nın aynı zamanda Maltepe Rizeliler Derneği Başkanı olması, tabloyu başka bir boyuta taşıyor. Yerel siyasette hemşehri dernekleri çoğu zaman kültürel faaliyetlerin ötesine geçer; siyasi temasların kurulduğu, güç dengelerinin korunduğu alanlara dönüşür. Belediye Başkanının da Rizeli olması, bu ilişki ağını daha da dikkat çekici hâle getiriyor.
Daha da çarpıcı olan ise dernek etkinliklerinin davetli profili.
Maltepe Rizeliler Derneği’nde düzenlenen organizasyonlarda baş davetçi olarak sıkça görülen isimlerden biri, eski İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu. Mutlu’nun FETÖ davaları kapsamında yargılandığı ve cezasını tamamladıktan sonra sivil hayata döndüğü biliniyor. Hukuken dosyalar kapanmış olabilir; ancak siyasette semboller, fotoğraf kareleri ve kurulan temaslar, hukuki belgelerden çok daha uzun hafızalara sahiptir.
Elbette bu noktada klasik savunma cümlesi devreye girebilir:
“Eski valimiz, hemşehrimiz; davet edilmesinde ne var?”
Sorun da tam olarak burada başlıyor. Çünkü kamu gücü kullanan pozisyonlarda bulunan isimler için “ne var bunda” sorusu geçerli değildir. Kamuoyu, sadece yasal sınırları değil, etik sınırları da görmek ister. Özellikle yargıya taşınmış ihaleler, değişmeyen belediye koltukları ve aynı çevrelerde kesişen ilişkiler söz konusuyken.
Bütün bu tablo ister istemez şu ihtimali gündeme getiriyor:
Maltepe’de iki isim, sandık sonuçlarından daha güçlü olabilir mi?
Yeni belediye başkanının, selefinin en kritik kadrolarına dokunamaması neyin göstergesi?
Sonuçta Maltepe’de karşımızda duran mesele basit bir kadro tercihi değil. Bu, yerel siyasette gücün nerede toplandığını gösteren bir fotoğraf. Sandık değişmiş olabilir; ancak görünen o ki bazı koltuklar hâlâ yerinden kımıldamıyor.
Ve bu da Maltepe’de değişimin gerçekten nerede başlayıp nerede bittiğini sorgulamayı zorunlu kılıyor.


