Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Ersoy Hastanesi
Ömer ŞAHİN
Köşe Yazarı
Ömer ŞAHİN
 

Devletin Kurumları Varken 50 Bin Muhtarlığa İhtiyaç Var mı?

Türkiye'de kamu harcamaları konuşulurken hep aynı başlıklar gündeme geliyor. Tasarruf tedbirleri, kamu araçları, temsil giderleri, personel harcamaları, kurumların bütçeleri... Ancak kamu yönetimimizin uzun yıllardır varlığını sürdüren, bugün geldiğimiz noktada yeniden değerlendirilmesi gereken önemli bir yapısı daha bulunuyor. Muhtarlık sistemi. Üstelik yalnızca şehirlerdeki mahalle muhtarlıklarından değil, köy muhtarlıkları da dahil olmak üzere bütün muhtarlık teşkilatından söz ediyorum. Bu ülkenin artık şu soruyu ciddi biçimde tartışması gerektiğini düşünüyorum: Devletin zaten yerine getirdiği kamu hizmetleri için 50 bini aşkın ayrı muhtarlık makamının devam etmesine gerçekten ihtiyaç var mı? Mesele, görev yapan muhtarların kişilikleri, emekleri veya niyetleri değildir. Mesele, kamu kaynaklarının doğru kullanılıp kullanılmadığıdır. TÜRKİYE'DE 50 BİNİ AŞKIN MUHTAR VAR Türkiye'de 2024 yerel seçimlerine ilişkin verilere göre 50 bin 395 köy ve mahalle muhtarı bulunuyor. Hesaplamaya esas alınan verilerde bunların 32 bin 181'i mahalle, 18 bin 214'ü köy muhtarı olarak yer alıyor. Yani ülkemizde 50 bini aşkın seçilmiş muhtarlık makamı bulunuyor. 2026 yılında muhtarlara yapılan aylık ödemenin net tutarı, yürürlükteki mevzuat gereğince net asgari ücretin altında kalamıyor. Bu tutar 28 bin 75 lira 50 kuruş. Şimdi hesap makinesini önümüze koyalım. 50 bin 395 muhtarın her birine aylık 28 bin 75 lira 50 kuruş ödendiğinde, aylık toplam yaklaşık 1 milyar 415 milyon liraya ulaşıyor. Bunun bir yıllık karşılığı ise yaklaşık 16 milyar 978 milyon lira. Dikkat edin! Henüz sosyal güvenlik primlerini, büro ve bina giderlerini ya da diğer dolaylı kamu desteklerini konuşmuyoruz. Sadece aylık muhtar ödeneklerinden söz ediyoruz. SGK VE DİĞER GİDERLERLE MALİYET DAHA DA BÜYÜYOR Muhtarlar için kamu bütçesinden karşılanan sosyal güvenlik primleri de bulunuyor. 2026 yılı taban prim tutarı üzerinden, muhtarların yüzde 75'inin bu kapsamda olduğu varsayılırsa yıllık yaklaşık 5 milyar 356 milyon liralık ek prim maliyeti hesaplanıyor. Buna bütün muhtarlıklar için aylık ortalama 2 bin liralık tasarruf edilebilir büro gideri varsayımı eklendiğinde yaklaşık 1 milyar 209 milyon liralık yıllık tutar daha ortaya çıkıyor. Sonuç ne? Yaklaşık 23 milyar 544 milyon lira. Bu hesap bir senaryodur. SGK primlerinin kaç muhtar için fiilen ödendiği, hangi muhtarlığa ne kadar kamu desteği sağlandığı ve binaların gerçek işletme maliyetleri ayrıca tespit edilmelidir. Dolayısıyla bu tutar kesinleşmiş bir kamu zararı veya kaldırılma halinde bütçeye bütünüyle kalacak net para anlamına gelmez. Ancak ortada kamu yönetiminin değerlendirmesi gereken milyarlarca liralık bir ekonomik büyüklük olduğu açıktır. DEVLETİN KURUMLARI ZATEN BU HİZMETLERİ SUNMUYOR MU? Gelelim asıl meseleye. Bugün Türkiye'de e-Devlet sistemi var. Nüfus müdürlükleri var. Kaymakamlıklar var. Valilikler var. Belediyeler var. Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları var. Vatandaş başvuru merkezleri ve elektronik kamu hizmetleri var. İkametgâh belgesi almak isteyen vatandaş e-Devlet'e giriyor. Nüfus kayıt örneği almak isteyen yine e-Devlet üzerinden işlem yapabiliyor. Adres işlemleri nüfus müdürlüklerinin yetki alanında yürütülüyor. Belediye hizmetleriyle ilgili talepler doğrudan belediyelere ulaştırılabiliyor. Sosyal yardım başvuruları ilgili kamu kurumlarına yapılabiliyor. Bu tablo karşısında aynı hizmet alanları içerisinde ayrıca muhtarlık sisteminin hangi ölçüde zorunlu olduğu sorgulanmalıdır. Elbette muhtarlıkların tebligat, yerel ihtiyaçların tespiti, kamu kurumlarıyla iletişim ve bazı idari işlemler bakımından yasal görevleri mevcut. Ancak tartışılması gereken de tam olarak budur. Bu görevler, hâlihazırda var olan kurumlar tarafından devralınamaz mı? Yoksa yıllardır devam eden bir idari yapıyı, sırf alışılmış olduğu için mi sürdürüyoruz? KÖY MUHTARLIKLARI DA BU TARTIŞMANIN DIŞINDA KALMAMALI Muhtarlıkların kaldırılması düşünülüyorsa köy muhtarlıkları da değerlendirmeye dahil edilmelidir. Şehirlerde mahalle muhtarlığını gereksiz bulan ancak köy muhtarlıklarına hiç dokunulmaması gerektiğini savunan yaklaşımın da maliyet ve hizmet bakımından incelenmesi gerekiyor. Kuşkusuz köylerin koşulları şehirlerle aynı değil. Ulaşım sorunları, altyapı ihtiyaçları, kırsal hizmetler ve kamu kurumlarına erişim bakımından köylerde farklı gereksinimler bulunabiliyor. Üstelik köy muhtarlığı yalnızca vatandaşla kurum arasında aracılık etmekten ibaret değil. Köy tüzel kişiliğinin yönetiminde ve yerel idari işleyişte de sorumluluklar taşıyor. Ancak bu durum, mevcut yapının hiçbir şekilde değiştirilemeyeceği anlamına gelmiyor. Köylerde bugün muhtarlıklar tarafından yürütülen görevlerin hangi bölümlerinin kaymakamlıklar, il özel idareleri, belediyeler ve diğer kamu kuruluşları tarafından üstlenilebileceği araştırılabilir. Köy tüzel kişiliğine ait mal varlıkları, ortak hizmetler, yerel karar alma mekanizmaları ve kırsal kamu hizmetleri için yeni bir düzenleme hazırlanması gerekir. Buradaki temel düşünce şu: Kamu hizmeti devam etsin, ancak o hizmeti sunmak için mevcut muhtarlık teşkilatının zorunlu olup olmadığı yeniden değerlendirilsin. 50 BİN AYRI MAKAM YERİNE DAHA BÜTÜNLEŞİK BİR HİZMET MODELİ Muhtarlıkların kaldırıldığı bir sistemde vatandaşın devlete ulaşması zorlaşmamalı. Tam tersine, hizmetlerin tek merkezden ve daha kolay sunulması hedeflenmeli. Kaymakamlıklar bünyesinde vatandaş hizmet noktaları oluşturulabilir. Belediyelerin mevcut hizmet birimleri güçlendirilebilir. Kırsal bölgeler için mobil kamu hizmetleri yaygınlaştırılabilir. Sosyal yardım başvuruları, yerel sorunların bildirilmesi ve tebligat işlemleri için görevli kamu birimleri belirlenebilir. Dijital hizmetlerden yararlanamayan vatandaşlar için yüz yüze başvuru imkânları korunabilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli konu, yeni bir bürokrasi oluşturmamaktır. Muhtarlıklar kaldırılıp yerlerine benzer sayıda yeni bina, personel ve makam oluşturulursa beklenen ekonomik fayda gerçekleşmeyebilir. Ama mevcut kurumların kapasitesi kullanılarak aynı hizmetler daha düşük maliyetle yürütülebilirse kamu yönetiminde gerçek bir verimlilik sağlanabilir. 23,5 MİLYAR LİRA KÜÇÜMSENECEK BİR RAKAM DEĞİL Kamu bütçesindeki her harcamanın bir karşılığı var. Ödenen her lira, vatandaşın vergilerinden ve ülkenin kamu kaynaklarından karşılanıyor. Bu nedenle yaklaşık 23,5 milyar liralık brüt maliyet senaryosunu yalnızca bir rakam olarak değerlendirmemek gerekiyor. Söz konusu tutar, eğitim, sağlık, sosyal hizmetler, kırsal altyapı ve başka kamu ihtiyaçlarıyla karşılaştırılabilecek büyüklükte. Burada önemli olan, muhtarlıkların kaldırılması halinde bu tutarın tamamının bütçede kalacağını ileri sürmek değil. Önemli olan gerçek maliyetin ve alternatif hizmet modelinin açıkça hesaplanmasıdır. Bunun için muhtarlara yapılan ödenekler, SGK primleri, kamu binaları ve dolaylı destekler ayrıntılı şekilde açıklanmalıdır. Ardından görevleri devralacak kurumların ilave maliyetleri hesaplanmalıdır. İşte o zaman gerçek tasarrufun ne kadar olacağı görülebilir. BİR KURUMUN TARİHİ OLMASI DEVAM ETMESİ İÇİN TEK BAŞINA YETERLİ Mİ? Muhtarlık kurumu Türkiye'nin köklü yerel yönetim geleneklerinden biridir. Ancak bugün 2026 yılındayız. Kamu hizmetlerinin sunulma biçimi geçmişten çok farklı. Bir zamanlar vatandaşın mutlaka yerel bir görevliye başvurmasını gerektiren birçok işlem artık elektronik ortamda yürütülebiliyor. Kurumlar arasında veri paylaşımı gelişiyor. Devlet, vatandaşla doğrudan iletişim kurabilen yeni sistemlere sahip. Bütün bu değişime rağmen mevcut idari yapılanmanın hiçbir şekilde sorgulanmaması doğru olur mu? Bir kurumun tarihî olması önemlidir. Ancak bugünün şartlarında ekonomik ve idari bakımdan işlevinin değerlendirilmesine engel olmamalıdır. Kamu yönetiminde asıl amaç, makamları korumak değil, hizmeti sürdürmektir. DEVLETİN İŞİ MAKAM ÜRETMEK DEĞİL, HİZMET SUNMAKTIR  Artık şu sorulara açık cevaplar verilmelidir: Türkiye'deki bütün muhtarlıkların devlete gerçek yıllık maliyeti nedir? Muhtarlar tarafından yürütülen hangi görevler doğrudan başka kamu kurumlarınca yapılabilir? Hangi görevlerin devredilmesi yeni maliyetler doğurur? Köylerde ve mahallelerde vatandaşın yerel temsil ve hizmet ihtiyacı nasıl karşılanır? Muhtarlıkların tamamen kaldırılması halinde devletin elde edeceği net tasarruf ne kadar olur? 2026 yılı üzerinden yaptığımız örnek hesap, yaklaşık 17 milyar liralık yıllık doğrudan ödenek maliyetini ve ilave varsayımlarla 23,5 milyar lirayı aşabilen bir brüt maliyet büyüklüğünü ortaya koyuyor. Bu tablo, kamuoyunda kapsamlı bir muhtarlık reformu tartışmasını hak ediyor. Çünkü devletin gücü, sahip olduğu makam sayısıyla değil, vatandaşına sunduğu hizmetin kalitesiyle ölçülür. Kamu kaynaklarının korunması da vatandaşın hizmet alma hakkının korunması da aynı derecede önemlidir.  
Ekleme Tarihi: 28 Ekim 2026 -Çarşamba

Devletin Kurumları Varken 50 Bin Muhtarlığa İhtiyaç Var mı?

Türkiye'de kamu harcamaları konuşulurken hep aynı başlıklar gündeme geliyor. Tasarruf tedbirleri, kamu araçları, temsil giderleri, personel harcamaları, kurumların bütçeleri...

Ancak kamu yönetimimizin uzun yıllardır varlığını sürdüren, bugün geldiğimiz noktada yeniden değerlendirilmesi gereken önemli bir yapısı daha bulunuyor.

Muhtarlık sistemi.

Üstelik yalnızca şehirlerdeki mahalle muhtarlıklarından değil, köy muhtarlıkları da dahil olmak üzere bütün muhtarlık teşkilatından söz ediyorum. Bu ülkenin artık şu soruyu ciddi biçimde tartışması gerektiğini düşünüyorum:

Devletin zaten yerine getirdiği kamu hizmetleri için 50 bini aşkın ayrı muhtarlık makamının devam etmesine gerçekten ihtiyaç var mı?

Mesele, görev yapan muhtarların kişilikleri, emekleri veya niyetleri değildir. Mesele, kamu kaynaklarının doğru kullanılıp kullanılmadığıdır.

TÜRKİYE'DE 50 BİNİ AŞKIN MUHTAR VAR

Türkiye'de 2024 yerel seçimlerine ilişkin verilere göre 50 bin 395 köy ve mahalle muhtarı bulunuyor.

Hesaplamaya esas alınan verilerde bunların 32 bin 181'i mahalle, 18 bin 214'ü köy muhtarı olarak yer alıyor.

Yani ülkemizde 50 bini aşkın seçilmiş muhtarlık makamı bulunuyor.

2026 yılında muhtarlara yapılan aylık ödemenin net tutarı, yürürlükteki mevzuat gereğince net asgari ücretin altında kalamıyor.

Bu tutar 28 bin 75 lira 50 kuruş.

Şimdi hesap makinesini önümüze koyalım.

50 bin 395 muhtarın her birine aylık 28 bin 75 lira 50 kuruş ödendiğinde, aylık toplam yaklaşık 1 milyar 415 milyon liraya ulaşıyor.

Bunun bir yıllık karşılığı ise yaklaşık 16 milyar 978 milyon lira.

Dikkat edin!

Henüz sosyal güvenlik primlerini, büro ve bina giderlerini ya da diğer dolaylı kamu desteklerini konuşmuyoruz.

Sadece aylık muhtar ödeneklerinden söz ediyoruz.

SGK VE DİĞER GİDERLERLE MALİYET DAHA DA BÜYÜYOR

Muhtarlar için kamu bütçesinden karşılanan sosyal güvenlik primleri de bulunuyor.

2026 yılı taban prim tutarı üzerinden, muhtarların yüzde 75'inin bu kapsamda olduğu varsayılırsa yıllık yaklaşık 5 milyar 356 milyon liralık ek prim maliyeti hesaplanıyor.

Buna bütün muhtarlıklar için aylık ortalama 2 bin liralık tasarruf edilebilir büro gideri varsayımı eklendiğinde yaklaşık 1 milyar 209 milyon liralık yıllık tutar daha ortaya çıkıyor.

Sonuç ne?

Yaklaşık 23 milyar 544 milyon lira.

Bu hesap bir senaryodur. SGK primlerinin kaç muhtar için fiilen ödendiği, hangi muhtarlığa ne kadar kamu desteği sağlandığı ve binaların gerçek işletme maliyetleri ayrıca tespit edilmelidir.

Dolayısıyla bu tutar kesinleşmiş bir kamu zararı veya kaldırılma halinde bütçeye bütünüyle kalacak net para anlamına gelmez.

Ancak ortada kamu yönetiminin değerlendirmesi gereken milyarlarca liralık bir ekonomik büyüklük olduğu açıktır.

DEVLETİN KURUMLARI ZATEN BU HİZMETLERİ SUNMUYOR MU?

Gelelim asıl meseleye.

Bugün Türkiye'de e-Devlet sistemi var.

Nüfus müdürlükleri var.

Kaymakamlıklar var.

Valilikler var.

Belediyeler var.

Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları var.

Vatandaş başvuru merkezleri ve elektronik kamu hizmetleri var.

İkametgâh belgesi almak isteyen vatandaş e-Devlet'e giriyor.

Nüfus kayıt örneği almak isteyen yine e-Devlet üzerinden işlem yapabiliyor.

Adres işlemleri nüfus müdürlüklerinin yetki alanında yürütülüyor.

Belediye hizmetleriyle ilgili talepler doğrudan belediyelere ulaştırılabiliyor.

Sosyal yardım başvuruları ilgili kamu kurumlarına yapılabiliyor.

Bu tablo karşısında aynı hizmet alanları içerisinde ayrıca muhtarlık sisteminin hangi ölçüde zorunlu olduğu sorgulanmalıdır.

Elbette muhtarlıkların tebligat, yerel ihtiyaçların tespiti, kamu kurumlarıyla iletişim ve bazı idari işlemler bakımından yasal görevleri mevcut.

Ancak tartışılması gereken de tam olarak budur.

Bu görevler, hâlihazırda var olan kurumlar tarafından devralınamaz mı?

Yoksa yıllardır devam eden bir idari yapıyı, sırf alışılmış olduğu için mi sürdürüyoruz?

KÖY MUHTARLIKLARI DA BU TARTIŞMANIN DIŞINDA KALMAMALI

Muhtarlıkların kaldırılması düşünülüyorsa köy muhtarlıkları da değerlendirmeye dahil edilmelidir.

Şehirlerde mahalle muhtarlığını gereksiz bulan ancak köy muhtarlıklarına hiç dokunulmaması gerektiğini savunan yaklaşımın da maliyet ve hizmet bakımından incelenmesi gerekiyor.

Kuşkusuz köylerin koşulları şehirlerle aynı değil.

Ulaşım sorunları, altyapı ihtiyaçları, kırsal hizmetler ve kamu kurumlarına erişim bakımından köylerde farklı gereksinimler bulunabiliyor.

Üstelik köy muhtarlığı yalnızca vatandaşla kurum arasında aracılık etmekten ibaret değil. Köy tüzel kişiliğinin yönetiminde ve yerel idari işleyişte de sorumluluklar taşıyor.

Ancak bu durum, mevcut yapının hiçbir şekilde değiştirilemeyeceği anlamına gelmiyor.

Köylerde bugün muhtarlıklar tarafından yürütülen görevlerin hangi bölümlerinin kaymakamlıklar, il özel idareleri, belediyeler ve diğer kamu kuruluşları tarafından üstlenilebileceği araştırılabilir.

Köy tüzel kişiliğine ait mal varlıkları, ortak hizmetler, yerel karar alma mekanizmaları ve kırsal kamu hizmetleri için yeni bir düzenleme hazırlanması gerekir.

Buradaki temel düşünce şu:

Kamu hizmeti devam etsin, ancak o hizmeti sunmak için mevcut muhtarlık teşkilatının zorunlu olup olmadığı yeniden değerlendirilsin.

50 BİN AYRI MAKAM YERİNE DAHA BÜTÜNLEŞİK BİR HİZMET MODELİ

Muhtarlıkların kaldırıldığı bir sistemde vatandaşın devlete ulaşması zorlaşmamalı.

Tam tersine, hizmetlerin tek merkezden ve daha kolay sunulması hedeflenmeli.

Kaymakamlıklar bünyesinde vatandaş hizmet noktaları oluşturulabilir.

Belediyelerin mevcut hizmet birimleri güçlendirilebilir.

Kırsal bölgeler için mobil kamu hizmetleri yaygınlaştırılabilir.

Sosyal yardım başvuruları, yerel sorunların bildirilmesi ve tebligat işlemleri için görevli kamu birimleri belirlenebilir.

Dijital hizmetlerden yararlanamayan vatandaşlar için yüz yüze başvuru imkânları korunabilir.

Burada dikkat edilmesi gereken en önemli konu, yeni bir bürokrasi oluşturmamaktır.

Muhtarlıklar kaldırılıp yerlerine benzer sayıda yeni bina, personel ve makam oluşturulursa beklenen ekonomik fayda gerçekleşmeyebilir.

Ama mevcut kurumların kapasitesi kullanılarak aynı hizmetler daha düşük maliyetle yürütülebilirse kamu yönetiminde gerçek bir verimlilik sağlanabilir.

23,5 MİLYAR LİRA KÜÇÜMSENECEK BİR RAKAM DEĞİL

Kamu bütçesindeki her harcamanın bir karşılığı var.

Ödenen her lira, vatandaşın vergilerinden ve ülkenin kamu kaynaklarından karşılanıyor.

Bu nedenle yaklaşık 23,5 milyar liralık brüt maliyet senaryosunu yalnızca bir rakam olarak değerlendirmemek gerekiyor.

Söz konusu tutar, eğitim, sağlık, sosyal hizmetler, kırsal altyapı ve başka kamu ihtiyaçlarıyla karşılaştırılabilecek büyüklükte.

Burada önemli olan, muhtarlıkların kaldırılması halinde bu tutarın tamamının bütçede kalacağını ileri sürmek değil.

Önemli olan gerçek maliyetin ve alternatif hizmet modelinin açıkça hesaplanmasıdır.

Bunun için muhtarlara yapılan ödenekler, SGK primleri, kamu binaları ve dolaylı destekler ayrıntılı şekilde açıklanmalıdır.

Ardından görevleri devralacak kurumların ilave maliyetleri hesaplanmalıdır.

İşte o zaman gerçek tasarrufun ne kadar olacağı görülebilir.

BİR KURUMUN TARİHİ OLMASI DEVAM ETMESİ İÇİN TEK BAŞINA YETERLİ Mİ?

Muhtarlık kurumu Türkiye'nin köklü yerel yönetim geleneklerinden biridir.

Ancak bugün 2026 yılındayız.

Kamu hizmetlerinin sunulma biçimi geçmişten çok farklı.

Bir zamanlar vatandaşın mutlaka yerel bir görevliye başvurmasını gerektiren birçok işlem artık elektronik ortamda yürütülebiliyor.

Kurumlar arasında veri paylaşımı gelişiyor.

Devlet, vatandaşla doğrudan iletişim kurabilen yeni sistemlere sahip.

Bütün bu değişime rağmen mevcut idari yapılanmanın hiçbir şekilde sorgulanmaması doğru olur mu?

Bir kurumun tarihî olması önemlidir. Ancak bugünün şartlarında ekonomik ve idari bakımdan işlevinin değerlendirilmesine engel olmamalıdır.

Kamu yönetiminde asıl amaç, makamları korumak değil, hizmeti sürdürmektir.

DEVLETİN İŞİ MAKAM ÜRETMEK DEĞİL, HİZMET SUNMAKTIR

 Artık şu sorulara açık cevaplar verilmelidir:

Türkiye'deki bütün muhtarlıkların devlete gerçek yıllık maliyeti nedir?

Muhtarlar tarafından yürütülen hangi görevler doğrudan başka kamu kurumlarınca yapılabilir?

Hangi görevlerin devredilmesi yeni maliyetler doğurur?

Köylerde ve mahallelerde vatandaşın yerel temsil ve hizmet ihtiyacı nasıl karşılanır?

Muhtarlıkların tamamen kaldırılması halinde devletin elde edeceği net tasarruf ne kadar olur?

2026 yılı üzerinden yaptığımız örnek hesap, yaklaşık 17 milyar liralık yıllık doğrudan ödenek maliyetini ve ilave varsayımlarla 23,5 milyar lirayı aşabilen bir brüt maliyet büyüklüğünü ortaya koyuyor.

Bu tablo, kamuoyunda kapsamlı bir muhtarlık reformu tartışmasını hak ediyor.

Çünkü devletin gücü, sahip olduğu makam sayısıyla değil, vatandaşına sunduğu hizmetin kalitesiyle ölçülür.

Kamu kaynaklarının korunması da vatandaşın hizmet alma hakkının korunması da aynı derecede önemlidir.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve oncememleket.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.