Herkese Hukuk, Kendine İhtar
Geçenlerde Maltepe Belediyesi ile ilgili yaptığım bir haberde dikkat çeken bir tablo ortaya çıktı. Kamu zararının tespit edildiği, teknik bulgularla desteklenen bir dosya, tüm bu tespitlere rağmen yalnızca “ihtar” cezasıyla kapatılmıştı. Haberi okuyan pek çok kişinin ilk tepkisi aynıydı: “Yanlış mı okuduk?”
Çünkü kamu zararının olduğu bir yerde beklenti bellidir. Sorumluların belirlenmesi, zararın tahsili ve gerekiyorsa yargı sürecinin işletilmesi. Oysa burada olan, bunların hiçbiriydi.
Daha da önemlisi, bu dosyada soruşturmayı yürüten irade ile hazırlanan raporu uygun bulan makamın aynı noktada birleşmesiydi. Yani denetleyen de, “uygundur” diyen de aynı aklın ürünüydü. Bu tablo, hukuk devletlerinde “olağan” kabul edilebilecek bir durum değildir. Çünkü denetim, kendi kendini teyit etme faaliyeti değildir.
Hukukçuların bu noktada altını çizdiği ilke nettir: Tarafsızlık. Ancak tarafsızlık yalnızca iyi niyet beyanıyla sağlanmaz; yapısal güvence ister. Aynı kişinin hem soruşturmacı hem de onay merci olduğu bir dosyada, bu güvence baştan zedelenir.
Bu noktada ister istemez başka bir çelişki gözümüze çarpıyor.
Uzun süredir kamuoyunda sıkça dile getirilen bir söylem var: “Türkiye’de yargıya güven kalmadı”, “kararlar siyasi”, “hukuk tarafsız işlemiyor”. Bu eleştiriler yüksek sesle yapılırken, iş bizzat kendi alınan kararlara geldiğinde ortaya çıkan tablo ise düşündürücü.
Başkalarının kararları sorunlu,
ama bizim kararlarımızda ihtar yeterli.
Demek ki mesele hukukun kendisi değil.
Demek ki mesele, hukuku kimin uyguladığı.
Asıl kırılma noktası da burada başlıyor. Çünkü kamu zararı sabit olan bir dosya bu kadar kolay kapatılabiliyorsa, şu soru kaçınılmaz hale geliyor: Hangi dosya kapanmaz? Daha ağır olanlar mı, yoksa onlar da “idari takdir” başlığı altında sessizce mi geçiştirilir?
Denetim mekanizması denetlenmiyorsa, zamanla hukuki refleksini kaybeder. Hukuk yerini konfora, denetim yerini alışkanlığa bırakır. Bugün “istisna” denilen kararlar, yarın “rutin” haline gelir.
Bu noktada mesele artık tek bir dosya değildir. Mesele, belediyeyi denetlemekle görevli Rehberlik ve Teftiş Kurulu Müdürlüğü’nün kendisidir. Çünkü başkalarını denetlemekle yükümlü bir yapının kararları bu kadar tartışmalı hale gelmişse, o yapının da denetime tabi tutulması kaçınılmazdır.
Hele ki bu birimin başındaki isimle ilgili geçmişte yargıdan dönen işlemler, iptal edilen kararlar ve kamuoyuna yansıyan tartışmalar varken, “her şey usulüne uygun” demek artık ikna edici değildir.
Sonuç olarak şunu söylemek gerekir:
Bir ülkede skandallar sıradanlaşmışsa, hukuk yalnızca metinlerde kalır. Denetim mekanizması güven üretmiyorsa, kamu vicdanı da sessizliğe gömülür.
Ve ortaya şu tablo çıkar:
Herkese hukuk,
ama kendine ihtar.


