Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin teşkilatlarına seslenirken çok net bir uyarıda bulundu:
"Vatandaşın işini başka yere havale edemezsiniz. Bunu yaptığınız sürece hakkımı asla helal etmem."
Bu söz sıradan bir cümle değildi.
Bu söz, aslında devlet yönetiminde yaşanan önemli bir soruna dikkat çeken açık bir uyarıydı.
Aradan zaman geçti...
Peki değişen ne oldu?
Bugün vatandaşın kapısını çaldığı belediyelerde gerçekten sorunlar mı çözülüyor, yoksa sadece fotoğraf mı çekiliyor?
Vatandaş gerçekten dinleniyor mu?
Yoksa yalnızca dinleniyormuş gibi mi yapılıyor?
Çünkü sahaya bakıldığında görünen tablo, Cumhurbaşkanı'nın tarif ettiği hizmet anlayışıyla örtüşmüyor.
Belediye başkanlarının sosyal medya hesaplarına bakıyorsunuz...
Her gün yeni bir kare...
Her gün yeni bir ziyaret...
Her gün yeni bir tebessüm...
Ama aynı vatandaş belediyenin kapısından içeri girdiğinde bambaşka bir tabloyla karşılaşıyor.
Randevu alamıyor...
Sorununu anlatacak muhatap bulamıyor...
Saatlerce bekliyor...
Sonunda da "ilgili birime gidin", "dilekçe verin", "biz sizi ararız" cümleleriyle uğurlanıyor.
Oysa vatandaş çözüm arıyor.
Yönlendirme değil.
Daha da düşündürücü olan ise şu...
Belediye başkanları gerçekten herkesin belediye başkanı mı?
Yoksa sadece belirli çevrelerin mi?
Bugün ihtiyaç sahibi vatandaş...
Yetim...
Garip gureba...
Emekli...
Engelli...
İşsiz genç...
Tek başına çocuk büyüten anne...
Onların belediye koridorlarında ne kadar karşılığı var?
Kaçının kapısı çalınıyor?
Kaçı gerçekten dinleniyor?
Yoksa yalnızca protokol listelerinde adı bulunanlar mı makam odalarına kadar çıkabiliyor?
İşte cevap bekleyen soru tam da budur.
Sadece belediyeler mi?
Elbette hayır.
Siyasi partilerin il ve ilçe teşkilatlarına da bakmak gerekiyor.
Kapılar açık görünüyor.
Çaylar ikram ediliyor.
Fotoğraflar çekiliyor.
Sorunlar not ediliyor.
Sonra...
Sessizlik...
Ne arayan var...
Ne soran...
Ne çözüm üreten...
Vatandaş evine dönerken yanında sadece umut kırıklığını götürüyor.
Bir başka dikkat çekici tablo ise son yıllarda siyasetin adeta sosyal medya yarışına dönüşmesi.
Özellikle İstanbul'da bazı ilçe başkanlarına bakıyorsunuz...
Yakalarında mikrofon...
Karşılarında profesyonel kameralar...
Yanlarında sosyal medya ekipleri...
Sanki siyasi parti yöneticisi değil, YouTube içerik üreticisi.
Siyaset artık vatandaşın derdini dinlemek için mi yapılıyor...
Yoksa izlenme sayısı artırmak için mi?
Paylaşılan videolara dikkat edin.
Hep aynı ortamlar...
Hep aynı yüzler...
Hep güvenli alanlar...
Cami dernekleri...
Hazırlanmış toplantılar...
Önceden organize edilmiş ziyaretler...
Peki ya gerçek hayat?
İşsiz gençlerin olduğu mahalleler?
Kentsel dönüşüm mağdurları?
Emeklilerin geçim sıkıntısı yaşadığı semtler?
Belediye kapılarında günlerce bekleyen vatandaşlar?
Oralarda neden aynı kameraları göremiyoruz?
Eleştiriden mi çekiniliyor?
Yoksa gerçek sorunlarla yüzleşmek mi istenmiyor?
Bir başka dikkat çeken konu ise kamu kurumları.
Vatandaş derdini anlatmak istiyor.
Üst yöneticiye ulaşmak istiyor.
Ama daha girişte güvenlik bariyerine takılıyor.
Elbette güvenlik tedbirleri olacaktır.
Kimsenin buna itirazı yok.
Ancak güvenlik, vatandaş ile devlet arasına örülen görünmez bir duvara dönüşmemelidir.
Devletin kapısı vatandaşa kapalı olamaz.
Devletin makamları vatandaşın korktuğu değil, rahatça girebildiği yerler olmalıdır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Hakkımı helal etmem." sözü, aslında tam da bu anlayışa yönelik bir uyarıdır.
Vatandaşı başka kapıya gönderen...
Sorun dinleyip çözüm üretmeyen...
Makamı hizmet için değil, ulaşılmaz olmak için kullanan...
Sosyal medya görüntülerini vatandaş memnuniyetinin önüne koyan...
Koltuğu millet adına değil, makam adına koruyan anlayış...
İşte sorgulanması gereken budur.
Çünkü siyaset, kameraya konuşmak değildir.
Millete kulak vermektir.
Gösteriş yapmak değildir.
Hizmet etmektir.
Paylaşım yapmak değildir.
Sorun çözmektir.
Bugün Cumhurbaşkanı'nın yıllar önce yaptığı o uyarı hâlâ güncelliğini koruyor.
Belki de asıl soru şudur:
Cumhurbaşkanı'nın "Hakkımı helal etmem." dediği anlayış gerçekten değişti mi?
Yoksa o söz, alkışlarla karşılanıp unutulan binlerce cümleden biri olarak mı kaldı?
Takdiri ise, belediye kapılarında saatlerce bekleyen, ilçe başkanlıklarından çözüm bulamadan ayrılan, derdini anlatacak bir muhatap arayan milyonlarca vatandaşın vicdanına bırakıyoruz.


