İstanbul'da artık bir ev sahibi olmayı bırakın, kiracı kalabilmek bile lüks haline geldi. Gençler evlenmeyi erteliyor, aileler çocuklarını başka ilçelere göndermek zorunda kalıyor, emekliler maaşlarını kira ve faturalar arasında bölüştürmeye çalışıyor. İnsanlar belediyelerden yeni parklar kadar, yeni sosyal konut modelleri de bekliyor. Çünkü bugün bu şehirde en büyük sorunlardan biri, insanların başını sokacak bir ev bulamaması.
Tam da böyle bir dönemde Sultanbeyli Belediyesi, büyük bir tanıtımla "erişilebilir konut" projesini duyurdu.
İlk duyduğunuzda kulağa hoş geliyor.
"Faiz yok."
"Vade farkı yok."
"Erişilebilir konut."
İnsan ister istemez düşünüyor; herhalde dar gelirliye yönelik bir proje geliyor. Belki genç çiftler için, belki emekliler için, belki de yıllardır kira ödeyen ve bir türlü ev sahibi olamayan aileler için bir umut doğuyor.
Sonra rakamlar açıklanıyor.
Ve insanın aklına tek bir cümle geliyor:
Bu proje konut projesi mi, yoksa gelir testi mi?
Çünkü en düşük daire için yaklaşık 1 milyon 900 bin lira peşinat gerekiyor. Üzerine de yaklaşık 147 bin lira aylık taksit ödenmesi isteniyor.
Bir kez daha soralım:
Türkiye'de kaç ailenin aylık geliri 147 bin liranın üzerinde?
Kaç işçi?
Kaç memur?
Kaç emekli?
Kaç genç çift bu taksitleri ödeyebilir?
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:
Aylık 147 bin lira taksit ödeyebilen bir vatandaş zaten neden belediyenin "erişilebilir konut" projesine ihtiyaç duysun?
İşte bütün tartışma tam da burada başlıyor.
Çünkü sosyal belediyecilik, piyasanın ulaşamadığı vatandaşlara ulaşmaktır. Dar gelirlinin elinden tutmaktır. İlk evini alacak gençlere fırsat sunmaktır. Barınma krizine çözüm üretmektir.
Ama bugün ortaya çıkan tablo, başka bir soruyu gündeme getiriyor:
Sultanbeyli Belediyesi sosyal belediyecilik mi yapıyor, yoksa gayrimenkul sektörüne yeni bir oyuncu olarak mı giriyor?
Kimse belediyelerin yatırım yapmasına karşı değil.
Kimse konut üretilmesine de karşı değil.
Ancak bir belediyenin ürettiği konutlara ulaşabilmek için önce yüksek gelir grubuna girmeniz gerekiyorsa, o zaman "erişilebilir" kelimesinin üzerinde yeniden düşünmek gerekir.
Çünkü bugün İstanbul'da insanlar ev almak için değil, kiralarını ödeyebilmek için mücadele ediyor.
Birçok aile ikinci bir iş arıyor.
Üniversite mezunu gençler hâlâ aileleriyle yaşamaya devam ediyor.
Yeni evlenen çiftler ev sahibi olmayı değil, bir yıllık kira sözleşmesi yapabilmeyi başarı olarak görüyor.
Böyle bir tabloda, yaklaşık 1,9 milyon lira peşinat ve 147 bin lira aylık taksitle sunulan bir projeye "erişilebilir konut" demek, ister istemez insanı düşündürüyor.
Belki de vatandaşın asıl itirazı rakamlara değil, beklentilere…
Çünkü insanlar belediyeden bir emlak projesi değil, bir sosyal çözüm bekliyor.
Bir belediyenin görevi, piyasanın zaten ulaşabildiği kesime yeni konut üretmekten önce, piyasada ev sahibi olma ihtimalini çoktan kaybetmiş insanlara umut olmaktır.
Bugün Sultanbeyli'nde sorulan soru da tam olarak budur:
Bu proje gerçekten ev sahibi olamayan vatandaş için mi yapıldı, yoksa zaten ev alabilecek ekonomik güce sahip olanlar için mi?
Ve belki de bütün tartışmayı tek bir cümle özetliyor:
Eğer bir konuta erişebilmek için önce zengin olmanız gerekiyorsa, onun adı "erişilebilir konut" değildir.
Çünkü vatandaş artık şunu merak ediyor:
Sultanbeyli'nde sosyal belediyecilikten, gayrimenkul belediyeciliğine mi geçildi?


