Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Ersoy Hastanesi
Ömer ŞAHİN
Köşe Yazarı
Ömer ŞAHİN
 

Tuzla'da Emsal Dosyası Yargıda Açılırsa Altından Kim Çıkacak?

Tuzla’daki emsal transferi tartışması, artık siyasi demeçlerle geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir noktaya ulaştı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Nuri Aslan’ın açıkladığı İBB Teftiş Kurulu raporunda; 1.025 parselin incelendiği, 884 dosyada eksik veya usule aykırı evrak bulunduğu, 669 mükerrer kullanım tespit edildiği ve bir imar hakkının tek bir örnekte 185 farklı parsele aktarıldığı ileri sürüldü. Üstelik yaklaşık 520 bin metrekarelik ilave yapılaşma hakkının tartışmalı işlemlerle oluşturulduğu iddia edildi. Bunlar sıradan suçlamalar değil. Bunlar, “siyasi saldırı”, “kin”, “hırs” ve “iftira” denilerek üzeri kapatılabilecek basit polemikler hiç değil. Eski Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı ise yaptığı uzun açıklamada emsal transferinin hukuki dayanağını anlattı; uygulamayla vatandaşların mülkiyet sorunlarının çözüldüğünü, kentsel dönüşümün önünün açıldığını ve Tuzla Belediyesine yaklaşık 380 bin metrekare kamusal alan kazandırıldığını savundu. Peki, bütün bunlar İBB raporundaki ağır tespitlere cevap veriyor mu? Hayır! Çünkü tartışılan konu, emsal transferinin şehircilik mevzuatında bulunup bulunmadığı değil. Tartışılan konu, bu sistemin Tuzla’da nasıl uygulandığıdır. Bir plan notunun bulunması, o plan notuna dayanılarak yapılan her işlemin otomatik olarak hukuka uygun olduğu anlamına gelmez. Ehliyetinizin bulunması kırmızı ışıkta geçebileceğiniz anlamına gelmediği gibi, emsal transferine izin veren bir plan notu da aynı imar hakkının defalarca kullanılmasına, eksik belgelerle ruhsat düzenlenmesine veya hak edilenden fazla yapılaşma hakkı oluşturulmasına izin vermez. 185 Kez Kullanılan İmar Hakkına Cevap Nerede? Eski Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’nın açıklamasında çok sayıda siyasi cümle var ancak kamuoyunun beklediği temel soruların cevapları yok. Bir kez kullanılabilecek bir imar hakkının 185 farklı parsele aktarıldığı iddiası doğru mu, değil mi? İBB raporunda belirtilen 669 mükerrer kullanım hangi nedenle ortaya çıktı? İncelenen 1.025 parselin 884’ünde neden eksik veya usule aykırı evrak bulundu? İmar hakkını veren parseller ile bu hakkı kullanan parseller arasında düzenli ve denetlenebilir bir kayıt sistemi neden oluşturulmadı? Bir parsele ait yapılaşma hakkı kullanıldıktan sonra belediyenin kayıtlarından düşüldü mü? Kamuya kazandırıldığı söylenen 380 bin metrekarelik alanın ne kadarı tapuda belediye adına tescil edildi? Bu taşınmazların ada, parsel, yüzölçümü ve tescil tarihleri neden kamuoyuna açıklanmıyor? İmar hakkını veren ve alan parsellerin karşılıklı dökümü nerede? Bu sorulara “Tuzla’ya kin duyuyorlar” denilerek cevap verilemez. Çünkü tapu kaydı siyasi değildir. Ruhsat siyasi değildir. Parsel numarası siyasi değildir. Metrekare hesabı siyasi değildir. Bir hakkın bir kez mi, 185 kez mi kullanıldığı da siyasi değildir. Ya kullanılmıştır ya kullanılmamıştır! 400 Bin Metrekareyle 520 Bin Metrekare Nasıl Çürütülüyor? Eski Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’nın savunmasındaki en dikkat çekici bölüm, rakamlar üzerinden yaptığı karşılaştırmadır. Yazıcı, emsal transferine konu 902 parselde yaklaşık 400 bin metrekare inşaat alanı oluşturulduğunu belirterek, 520 bin metrekare fazladan emsal verildiği iddiasının matematik dışı olduğunu savunuyor. Fakat burada çok temel bir sorun bulunuyor: 400 bin metrekare ile 520 bin metrekare aynı teknik büyüklüğü mü ifade ediyor? Biri emsal transferiyle oluşturulan inşaat alanını, diğeri bütün alıcı parsellerde ortaya çıktığı ileri sürülen hukuka aykırı ilave yapılaşma hakkını gösteriyorsa bu iki rakam doğrudan karşılaştırılamaz. Eren Ali Bingöl’ün açıklamasına göre tartışmalı işlemler yaklaşık 16 bin bağımsız bölümü ve 50 bin kişiyi ilgilendiriyor. On altı bin dairenin toplam inşaat alanının yalnızca 400 bin metrekare olduğu kabul edilirse daire başına ortalama 25 metrekare düşüyor. Demek ki ya açıklanan rakamların kapsamı farklı ya da kamuoyuna eksik bilgi veriliyor. Bu nedenle “400 bin metrekare inşaat yapıldı, 520 bin metrekare fazladan emsal olamaz” şeklindeki savunma, teknik hesap cetvelleri açıklanmadan İBB raporunu çürütmez. Aksine, rakamların tanımı konusunda yeni bir soru işareti oluşturur. İBB’nin Denetim Zaafı, Eski Yönetimi Aklamaz Şadi Yazıcı’nın ve Eren Ali Bingöl’ün İBB’ye yönelttiği “2019’dan beri neden denetlemediniz?” sorusu önemlidir ve mutlaka cevaplandırılmalıdır. Eğer vatandaşlar 2019–2024 yılları arasında İBB’ye dilekçeler verdiyse, 144 yapı ruhsatı ve 348 bağımsız bölümle ilgili hukuka aykırılıklar daha önce tespit edildiyse İBB neden harekete geçmedi? İnşaatlar yükselirken neden teftiş başlatılmadı? İmar aykırılıkları zamanında tespit edilseydi bugün binlerce vatandaş mağdur olmayacak mıydı? İBB bu soruların hiçbirinden kaçamaz. Ancak İBB’nin denetim görevini zamanında yerine getirmemiş olması, Tuzla Belediyesinde gerçekleştirildiği ileri sürülen usulsüz işlemleri hukuka uygun hale getirmez. Denetleyenin ihmali varsa onun hesabı ayrı, işlemi yapanın sorumluluğu ayrıdır. Bir kurumun yıllarca görmemesi, yanlış bir işlemi doğru yapmaz. Bir usulsüzlüğün geç fark edilmesi de o usulsüzlüğü ortadan kaldırmaz. İşlemler 2019–2024 Dönemindeyse Sorumluluk Kimin? Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl, eksik evrak ve mükerrer emsal aktarımına ilişkin tespitlerin tamamının 2019–2024 yılları arasındaki işlemlere dayandığını açıkladı. Şadi Yazıcı bu yıllarda Tuzla Belediye Başkanıydı. Dolayısıyla eski belediye başkanının tartışmayı yalnızca CHP’li İBB’nin denetim sorumluluğuna yönlendirmesi yeterli değildir. Eğer ruhsatlar Tuzla Belediyesi tarafından düzenlendiyse, emsal transferleri Tuzla Belediyesinin kayıtlarına işlendi ise ve yapılaşma haklarının uygunluğu Tuzla Belediyesinin ilgili müdürlüklerince hesaplandıysa eski yönetimin siyasi ve idari sorumluluğu açıkça tartışılmalıdır. “Belediye bütçesinden para çıkmadı” savunması da tek başına yeterli değildir. İmar hakkı, ekonomik değeri bulunan bir kamu düzenleme aracıdır. Belediyenin kasasından nakit çıkmaması, hak edilenden fazla yapılaşma hakkı verilmişse kamu zararı veya haksız kazanç ihtimalini ortadan kaldırmaz. Kamu zararı yalnızca kasadan çıkan parayla oluşmaz. Kamunun elde etmesi gereken okul, park, yol ve sağlık alanının eksik bırakılması da kamu zararı tartışması doğurabilir. Bir taşınmazın imar hakkının defalarca kullanılması da belirli kişi veya şirketlere haksız ekonomik değer sağlayabilir. 380 Bin Metrekare Nerede? Şadi Yazıcı, yaklaşık 380 bin metrekare brüt kamusal alanın Tuzla Belediyesinin mülkiyetine geçtiğini söylüyor. Bu önemli bir iddiadır ve belgelenmesi son derece kolaydır. O halde liste açıklansın: Hangi mahallede? Hangi ada ve parselde? Kaç metrekare? Hangi amaçla kullanılacak? Tapuda hangi tarihte belediye adına tescil edildi? Karşılığında kaç metrekare imar hakkı verildi? Bu hak hangi alıcı parsele aktarıldı? Kaç kez kullanıldı? Kamuya gerçekten 380 bin metrekare alan kazandırılmışsa tapu kayıtları kamuoyuna sunulsun ve tartışmanın bu bölümü sona ersin. Fakat brüt alan ile üzerinde hukuken kullanılabilecek net imar hakkı birbirine karıştırılmamalıdır. Bir parselin tamamının yüzölçümü başka, transfer edilebilecek yapılaşma hakkı başkadır. “380 bin metrekare alan aldık, 400 bin metrekare inşaat hakkı verdik” cümlesi tek başına kamu yararını kanıtlamaz. Parsellerin plan fonksiyonları, emsal değerleri, mülkiyet durumları ve uygulanan artış katsayıları açıklanmalıdır. Siyasi Zamanlama Şüpheli Olabilir, Belgeler Siyasi Değildir İddiaların Eren Ali Bingöl’ün AK Parti’ye katılmasının hemen ardından yüksek sesle gündeme getirilmesi, elbette siyasi zamanlama tartışması yaratır. CHP yönetiminin daha önce bildiği bir dosyayı siyasi geçişten sonra kullanıp kullanmadığı sorgulanabilir. Fakat siyasi zamanlamanın şüpheli olması, rapordaki belgeleri kendiliğinden sahte yapmaz. Dosya siyasi amaçla açıklanmış olsa bile içindeki tespitler doğru olabilir. Bunun tersine, Şadi Yazıcı’ya karşı siyasi bir kampanya yürütülmesi ihtimali de eski yönetimin bütün uygulamalarının doğru olduğunu göstermez. Gazeteciliğin görevi tarafların sloganlarını tekrar etmek değil, belgenin peşine düşmektir. Bakanlık Müfettişleri ve Yargı Derhal Harekete Geçmelidir Şikâyete ve suç duyurusuna konu edilen böylesine büyük bir imar dosyası, siyasi partilerin karşılıklı açıklamalarına bırakılamaz. İlgili bakanlıkların müfettişleri, savcılık makamları ve yargı organları bu işin üzerine süratle, kararlılıkla ve hiçbir siyasi ayrım gözetmeden gitmelidir. İmar hakkı hangi parselden alınmış, hangi parsele aktarılmış, kaç kez kullanılmış, karşılığında kamuya ne kazandırılmış ve kimler ne kadar menfaat sağlamışsa tamamı tek tek ortaya çıkarılmalıdır. Varsa sahte veya eksik belgeler belirlenmeli; mükerrer kullanılan haklar, usulsüz verilen ruhsatlar ve kamuya devredilmesi gerekirken devredilmeyen alanlar parsel parsel incelenmelidir. Belediye yöneticilerinden bürokratlara, müteahhitlerden aracılık yapan kişilere kadar bu işlemlerde yetkisi, imzası, ihmali veya sorumluluğu bulunan herkes araştırılmalıdır. Kim olursa olsun, hangi siyasi partiye mensup bulunursa bulunsun, yanlış yapan mutlaka bunun bedelini ödemelidir. Kamu zararına neden olanlardan zarar tahsil edilmeli, haksız kazanç sağladığı yargı kararıyla belirlenenlerden bu kazanç geri alınmalı ve suç işlediği tespit edilenler bağımsız yargı önünde hesap vermelidir. Aynı şekilde, zamanında yapılan şikâyetlere rağmen denetim görevini yerine getirmeyen, aykırılıkları görmezden gelen veya dosyaları bekleten kamu görevlilerinin sorumluluğu da araştırılmalıdır. Çünkü sorumluluk yalnızca usulsüz işlemi yapana değil, yetkisi bulunduğu halde müdahale etmeyene de aittir. İşte Bizim Devlet Anlayışımız Budur Devlet, dosyanın üzerini örten değil, her iddianın üzerine giden devlettir. Devlet, siyasi kimliğe göre suçlu veya masum belirleyen değil, belgeye ve hukuka göre hareket eden devlettir. Devlet, güçlüyü koruyan değil, kamunun hakkını ve vatandaşın geleceğini koruyan devlettir. İşte bizim her şeyin üzerine kararlılıkla giden devlet anlayışımız budur. Bu nedenle Tuzla dosyası bütün yönleriyle açılmalı, müfettiş incelemeleri tamamlanmalı ve adli süreç hiçbir müdahaleye izin verilmeden yürütülmelidir. Suç varsa faili ortaya çıkarılmalı; suç yoksa insanların itibarı siyasi hesaplaşmalar uğruna zedelenmemelidir. Gerçek bir hukuk devletinde ne “bizden” olan korunur ne de “karşı taraftan” olan peşinen suçlu ilan edilir. Deliller konuşur, bağımsız yargı karar verir ve yanlış yapan kim olursa olsun bedelini öder. Tuzla halkının beklediği de tam olarak budur: Siyasi gösteri değil, eksiksiz soruşturma! Karşılıklı suçlama değil, somut delil! Dosya kapatma değil, sonuna kadar hesap sorma! Slogan Değil, Parsel Parsel Hesap Verin! Tuzla halkı iki siyasi taraf arasındaki söz düellosuna mahkûm edilemez. Bir tarafta “asrın imar yolsuzluğu”, diğer tarafta “kin, hırs ve iftira” söylemleri var. Fakat ortada cevapsız bırakılan yüzlerce dosya ve yaklaşık 50 bin kişinin geleceği bulunuyor. Şadi Yazıcı gerçekten kendisine ve eski yönetime iftira atıldığını düşünüyorsa yapması gereken bellidir: 902 parselin tamamının verici–alıcı eşleştirme listesini açıklamak, 380 bin metrekarelik kamusal alanın tapu kayıtlarını yayımlamak, 669 mükerrer kullanım iddiasına parsel parsel cevap vermek ve 185 kez kullanıldığı ileri sürülen imar hakkının gerçekte nasıl işletildiğini belgeleriyle göstermek. İBB de 520 bin metrekareyi hangi yöntemle hesapladığını ve kamuoyuna yansıyan 40 milyar liralık değere hangi güncel ve hukuki değerleme yöntemiyle ulaşıldığını açıklamak zorundadır. Çünkü 40 milyar liralık bir suçlamanın da “iftira” savunmasının da dayanağı siyasi hitabet değil, somut belge olmalıdır. Şadi Yazıcı’nın açıklaması, emsal transferinin neden yapıldığını anlatıyor fakat sistemin nasıl denetlendiğini ortaya koymuyor. Kamuoyu artık “Niçin yaptık?” sorusunun değil, “Nasıl yaptınız, kime ne kadar hak verdiniz ve aynı hakkı kaç kez kullandırdınız?” sorusunun cevabını bekliyor. Sözün özü: Emsal transferinin hukuki dayanağını anlatmak, usulsüzlük iddialarını çürütmek değildir. İBB’nin geç kalması, eski Tuzla yönetimini aklamaz. Siyasi zamanlama, 884 eksik dosyayı tamamlamaz. “Kin ve hırs” sözleri, 669 mükerrer kullanım iddiasını ortadan kaldırmaz. Ve hiçbir sert siyasi açıklama, bir kez kullanılabilecek imar hakkının nasıl olup da 185 farklı işlemde göründüğü sorusunun üzerini örtemez. Tuzla halkı polemik değil, gerçek istiyor. Gerçek de sloganlarla değil; tapularla, ruhsatlarla, hesap cetvelleriyle, müfettiş raporlarıyla ve parsel kayıtlarıyla ortaya çıkar.
Ekleme Tarihi: 04 Ağustos 2026 -Salı

Tuzla'da Emsal Dosyası Yargıda Açılırsa Altından Kim Çıkacak?

Tuzla’daki emsal transferi tartışması, artık siyasi demeçlerle geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir noktaya ulaştı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Nuri Aslan’ın açıkladığı İBB Teftiş Kurulu raporunda; 1.025 parselin incelendiği, 884 dosyada eksik veya usule aykırı evrak bulunduğu, 669 mükerrer kullanım tespit edildiği ve bir imar hakkının tek bir örnekte 185 farklı parsele aktarıldığı ileri sürüldü.

Üstelik yaklaşık 520 bin metrekarelik ilave yapılaşma hakkının tartışmalı işlemlerle oluşturulduğu iddia edildi.

Bunlar sıradan suçlamalar değil.

Bunlar, “siyasi saldırı”, “kin”, “hırs” ve “iftira” denilerek üzeri kapatılabilecek basit polemikler hiç değil.

Eski Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı ise yaptığı uzun açıklamada emsal transferinin hukuki dayanağını anlattı; uygulamayla vatandaşların mülkiyet sorunlarının çözüldüğünü, kentsel dönüşümün önünün açıldığını ve Tuzla Belediyesine yaklaşık 380 bin metrekare kamusal alan kazandırıldığını savundu.

Peki, bütün bunlar İBB raporundaki ağır tespitlere cevap veriyor mu?

Hayır!

Çünkü tartışılan konu, emsal transferinin şehircilik mevzuatında bulunup bulunmadığı değil. Tartışılan konu, bu sistemin Tuzla’da nasıl uygulandığıdır.

Bir plan notunun bulunması, o plan notuna dayanılarak yapılan her işlemin otomatik olarak hukuka uygun olduğu anlamına gelmez.

Ehliyetinizin bulunması kırmızı ışıkta geçebileceğiniz anlamına gelmediği gibi, emsal transferine izin veren bir plan notu da aynı imar hakkının defalarca kullanılmasına, eksik belgelerle ruhsat düzenlenmesine veya hak edilenden fazla yapılaşma hakkı oluşturulmasına izin vermez.

185 Kez Kullanılan İmar Hakkına Cevap Nerede?

Eski Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’nın açıklamasında çok sayıda siyasi cümle var ancak kamuoyunun beklediği temel soruların cevapları yok.

Bir kez kullanılabilecek bir imar hakkının 185 farklı parsele aktarıldığı iddiası doğru mu, değil mi?

İBB raporunda belirtilen 669 mükerrer kullanım hangi nedenle ortaya çıktı?

İncelenen 1.025 parselin 884’ünde neden eksik veya usule aykırı evrak bulundu?

İmar hakkını veren parseller ile bu hakkı kullanan parseller arasında düzenli ve denetlenebilir bir kayıt sistemi neden oluşturulmadı?

Bir parsele ait yapılaşma hakkı kullanıldıktan sonra belediyenin kayıtlarından düşüldü mü?

Kamuya kazandırıldığı söylenen 380 bin metrekarelik alanın ne kadarı tapuda belediye adına tescil edildi?

Bu taşınmazların ada, parsel, yüzölçümü ve tescil tarihleri neden kamuoyuna açıklanmıyor?

İmar hakkını veren ve alan parsellerin karşılıklı dökümü nerede?

Bu sorulara “Tuzla’ya kin duyuyorlar” denilerek cevap verilemez.

Çünkü tapu kaydı siyasi değildir.

Ruhsat siyasi değildir.

Parsel numarası siyasi değildir.

Metrekare hesabı siyasi değildir.

Bir hakkın bir kez mi, 185 kez mi kullanıldığı da siyasi değildir.

Ya kullanılmıştır ya kullanılmamıştır!

400 Bin Metrekareyle 520 Bin Metrekare Nasıl Çürütülüyor?

Eski Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’nın savunmasındaki en dikkat çekici bölüm, rakamlar üzerinden yaptığı karşılaştırmadır.

Yazıcı, emsal transferine konu 902 parselde yaklaşık 400 bin metrekare inşaat alanı oluşturulduğunu belirterek, 520 bin metrekare fazladan emsal verildiği iddiasının matematik dışı olduğunu savunuyor.

Fakat burada çok temel bir sorun bulunuyor:

400 bin metrekare ile 520 bin metrekare aynı teknik büyüklüğü mü ifade ediyor?

Biri emsal transferiyle oluşturulan inşaat alanını, diğeri bütün alıcı parsellerde ortaya çıktığı ileri sürülen hukuka aykırı ilave yapılaşma hakkını gösteriyorsa bu iki rakam doğrudan karşılaştırılamaz.

Eren Ali Bingöl’ün açıklamasına göre tartışmalı işlemler yaklaşık 16 bin bağımsız bölümü ve 50 bin kişiyi ilgilendiriyor. On altı bin dairenin toplam inşaat alanının yalnızca 400 bin metrekare olduğu kabul edilirse daire başına ortalama 25 metrekare düşüyor.

Demek ki ya açıklanan rakamların kapsamı farklı ya da kamuoyuna eksik bilgi veriliyor.

Bu nedenle “400 bin metrekare inşaat yapıldı, 520 bin metrekare fazladan emsal olamaz” şeklindeki savunma, teknik hesap cetvelleri açıklanmadan İBB raporunu çürütmez.

Aksine, rakamların tanımı konusunda yeni bir soru işareti oluşturur.

İBB’nin Denetim Zaafı, Eski Yönetimi Aklamaz

Şadi Yazıcı’nın ve Eren Ali Bingöl’ün İBB’ye yönelttiği “2019’dan beri neden denetlemediniz?” sorusu önemlidir ve mutlaka cevaplandırılmalıdır.

Eğer vatandaşlar 2019–2024 yılları arasında İBB’ye dilekçeler verdiyse, 144 yapı ruhsatı ve 348 bağımsız bölümle ilgili hukuka aykırılıklar daha önce tespit edildiyse İBB neden harekete geçmedi?

İnşaatlar yükselirken neden teftiş başlatılmadı?

İmar aykırılıkları zamanında tespit edilseydi bugün binlerce vatandaş mağdur olmayacak mıydı?

İBB bu soruların hiçbirinden kaçamaz.

Ancak İBB’nin denetim görevini zamanında yerine getirmemiş olması, Tuzla Belediyesinde gerçekleştirildiği ileri sürülen usulsüz işlemleri hukuka uygun hale getirmez.

Denetleyenin ihmali varsa onun hesabı ayrı, işlemi yapanın sorumluluğu ayrıdır.

Bir kurumun yıllarca görmemesi, yanlış bir işlemi doğru yapmaz.

Bir usulsüzlüğün geç fark edilmesi de o usulsüzlüğü ortadan kaldırmaz.

İşlemler 2019–2024 Dönemindeyse Sorumluluk Kimin?

Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl, eksik evrak ve mükerrer emsal aktarımına ilişkin tespitlerin tamamının 2019–2024 yılları arasındaki işlemlere dayandığını açıkladı.

Şadi Yazıcı bu yıllarda Tuzla Belediye Başkanıydı.

Dolayısıyla eski belediye başkanının tartışmayı yalnızca CHP’li İBB’nin denetim sorumluluğuna yönlendirmesi yeterli değildir.

Eğer ruhsatlar Tuzla Belediyesi tarafından düzenlendiyse, emsal transferleri Tuzla Belediyesinin kayıtlarına işlendi ise ve yapılaşma haklarının uygunluğu Tuzla Belediyesinin ilgili müdürlüklerince hesaplandıysa eski yönetimin siyasi ve idari sorumluluğu açıkça tartışılmalıdır.

“Belediye bütçesinden para çıkmadı” savunması da tek başına yeterli değildir.

İmar hakkı, ekonomik değeri bulunan bir kamu düzenleme aracıdır. Belediyenin kasasından nakit çıkmaması, hak edilenden fazla yapılaşma hakkı verilmişse kamu zararı veya haksız kazanç ihtimalini ortadan kaldırmaz.

Kamu zararı yalnızca kasadan çıkan parayla oluşmaz.

Kamunun elde etmesi gereken okul, park, yol ve sağlık alanının eksik bırakılması da kamu zararı tartışması doğurabilir.

Bir taşınmazın imar hakkının defalarca kullanılması da belirli kişi veya şirketlere haksız ekonomik değer sağlayabilir.

380 Bin Metrekare Nerede?

Şadi Yazıcı, yaklaşık 380 bin metrekare brüt kamusal alanın Tuzla Belediyesinin mülkiyetine geçtiğini söylüyor.

Bu önemli bir iddiadır ve belgelenmesi son derece kolaydır.

O halde liste açıklansın:

Hangi mahallede?

Hangi ada ve parselde?

Kaç metrekare?

Hangi amaçla kullanılacak?

Tapuda hangi tarihte belediye adına tescil edildi?

Karşılığında kaç metrekare imar hakkı verildi?

Bu hak hangi alıcı parsele aktarıldı?

Kaç kez kullanıldı?

Kamuya gerçekten 380 bin metrekare alan kazandırılmışsa tapu kayıtları kamuoyuna sunulsun ve tartışmanın bu bölümü sona ersin.

Fakat brüt alan ile üzerinde hukuken kullanılabilecek net imar hakkı birbirine karıştırılmamalıdır. Bir parselin tamamının yüzölçümü başka, transfer edilebilecek yapılaşma hakkı başkadır.

“380 bin metrekare alan aldık, 400 bin metrekare inşaat hakkı verdik” cümlesi tek başına kamu yararını kanıtlamaz. Parsellerin plan fonksiyonları, emsal değerleri, mülkiyet durumları ve uygulanan artış katsayıları açıklanmalıdır.

Siyasi Zamanlama Şüpheli Olabilir, Belgeler Siyasi Değildir

İddiaların Eren Ali Bingöl’ün AK Parti’ye katılmasının hemen ardından yüksek sesle gündeme getirilmesi, elbette siyasi zamanlama tartışması yaratır.

CHP yönetiminin daha önce bildiği bir dosyayı siyasi geçişten sonra kullanıp kullanmadığı sorgulanabilir.

Fakat siyasi zamanlamanın şüpheli olması, rapordaki belgeleri kendiliğinden sahte yapmaz.

Dosya siyasi amaçla açıklanmış olsa bile içindeki tespitler doğru olabilir.

Bunun tersine, Şadi Yazıcı’ya karşı siyasi bir kampanya yürütülmesi ihtimali de eski yönetimin bütün uygulamalarının doğru olduğunu göstermez.

Gazeteciliğin görevi tarafların sloganlarını tekrar etmek değil, belgenin peşine düşmektir.

Bakanlık Müfettişleri ve Yargı Derhal Harekete Geçmelidir

Şikâyete ve suç duyurusuna konu edilen böylesine büyük bir imar dosyası, siyasi partilerin karşılıklı açıklamalarına bırakılamaz.

İlgili bakanlıkların müfettişleri, savcılık makamları ve yargı organları bu işin üzerine süratle, kararlılıkla ve hiçbir siyasi ayrım gözetmeden gitmelidir.

İmar hakkı hangi parselden alınmış, hangi parsele aktarılmış, kaç kez kullanılmış, karşılığında kamuya ne kazandırılmış ve kimler ne kadar menfaat sağlamışsa tamamı tek tek ortaya çıkarılmalıdır.

Varsa sahte veya eksik belgeler belirlenmeli; mükerrer kullanılan haklar, usulsüz verilen ruhsatlar ve kamuya devredilmesi gerekirken devredilmeyen alanlar parsel parsel incelenmelidir.

Belediye yöneticilerinden bürokratlara, müteahhitlerden aracılık yapan kişilere kadar bu işlemlerde yetkisi, imzası, ihmali veya sorumluluğu bulunan herkes araştırılmalıdır.

Kim olursa olsun, hangi siyasi partiye mensup bulunursa bulunsun, yanlış yapan mutlaka bunun bedelini ödemelidir.

Kamu zararına neden olanlardan zarar tahsil edilmeli, haksız kazanç sağladığı yargı kararıyla belirlenenlerden bu kazanç geri alınmalı ve suç işlediği tespit edilenler bağımsız yargı önünde hesap vermelidir.

Aynı şekilde, zamanında yapılan şikâyetlere rağmen denetim görevini yerine getirmeyen, aykırılıkları görmezden gelen veya dosyaları bekleten kamu görevlilerinin sorumluluğu da araştırılmalıdır.

Çünkü sorumluluk yalnızca usulsüz işlemi yapana değil, yetkisi bulunduğu halde müdahale etmeyene de aittir.

İşte Bizim Devlet Anlayışımız Budur

Devlet, dosyanın üzerini örten değil, her iddianın üzerine giden devlettir.

Devlet, siyasi kimliğe göre suçlu veya masum belirleyen değil, belgeye ve hukuka göre hareket eden devlettir.

Devlet, güçlüyü koruyan değil, kamunun hakkını ve vatandaşın geleceğini koruyan devlettir.

İşte bizim her şeyin üzerine kararlılıkla giden devlet anlayışımız budur.

Bu nedenle Tuzla dosyası bütün yönleriyle açılmalı, müfettiş incelemeleri tamamlanmalı ve adli süreç hiçbir müdahaleye izin verilmeden yürütülmelidir.

Suç varsa faili ortaya çıkarılmalı; suç yoksa insanların itibarı siyasi hesaplaşmalar uğruna zedelenmemelidir.

Gerçek bir hukuk devletinde ne “bizden” olan korunur ne de “karşı taraftan” olan peşinen suçlu ilan edilir.

Deliller konuşur, bağımsız yargı karar verir ve yanlış yapan kim olursa olsun bedelini öder.

Tuzla halkının beklediği de tam olarak budur:

Siyasi gösteri değil, eksiksiz soruşturma!

Karşılıklı suçlama değil, somut delil!

Dosya kapatma değil, sonuna kadar hesap sorma!

Slogan Değil, Parsel Parsel Hesap Verin!

Tuzla halkı iki siyasi taraf arasındaki söz düellosuna mahkûm edilemez.

Bir tarafta “asrın imar yolsuzluğu”, diğer tarafta “kin, hırs ve iftira” söylemleri var.

Fakat ortada cevapsız bırakılan yüzlerce dosya ve yaklaşık 50 bin kişinin geleceği bulunuyor.

Şadi Yazıcı gerçekten kendisine ve eski yönetime iftira atıldığını düşünüyorsa yapması gereken bellidir:

902 parselin tamamının verici–alıcı eşleştirme listesini açıklamak, 380 bin metrekarelik kamusal alanın tapu kayıtlarını yayımlamak, 669 mükerrer kullanım iddiasına parsel parsel cevap vermek ve 185 kez kullanıldığı ileri sürülen imar hakkının gerçekte nasıl işletildiğini belgeleriyle göstermek.

İBB de 520 bin metrekareyi hangi yöntemle hesapladığını ve kamuoyuna yansıyan 40 milyar liralık değere hangi güncel ve hukuki değerleme yöntemiyle ulaşıldığını açıklamak zorundadır.

Çünkü 40 milyar liralık bir suçlamanın da “iftira” savunmasının da dayanağı siyasi hitabet değil, somut belge olmalıdır.

Şadi Yazıcı’nın açıklaması, emsal transferinin neden yapıldığını anlatıyor fakat sistemin nasıl denetlendiğini ortaya koymuyor.

Kamuoyu artık “Niçin yaptık?” sorusunun değil, “Nasıl yaptınız, kime ne kadar hak verdiniz ve aynı hakkı kaç kez kullandırdınız?” sorusunun cevabını bekliyor.

Sözün özü:

Emsal transferinin hukuki dayanağını anlatmak, usulsüzlük iddialarını çürütmek değildir.

İBB’nin geç kalması, eski Tuzla yönetimini aklamaz.

Siyasi zamanlama, 884 eksik dosyayı tamamlamaz.

“Kin ve hırs” sözleri, 669 mükerrer kullanım iddiasını ortadan kaldırmaz.

Ve hiçbir sert siyasi açıklama, bir kez kullanılabilecek imar hakkının nasıl olup da 185 farklı işlemde göründüğü sorusunun üzerini örtemez.

Tuzla halkı polemik değil, gerçek istiyor.

Gerçek de sloganlarla değil; tapularla, ruhsatlarla, hesap cetvelleriyle, müfettiş raporlarıyla ve parsel kayıtlarıyla ortaya çıkar.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve oncememleket.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.