Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Ersoy Hastanesi

Zuğru’nun Kayıp Tarihi: Oğulbey’in Toprağında Yüzyılların İzleri

Genel (ÖM) - Önce Memleket Gazetesi | 06.09.2026 - 13:36, Güncelleme: 06.09.2026 - 14:14 427 kez okundu.
 

Zuğru’nun Kayıp Tarihi: Oğulbey’in Toprağında Yüzyılların İzleri

Tokat’ın Almus ilçesine bağlı Oğulbey Köyü, eski adıyla Zuğru, Osmanlı kayıtlarında en az 15. yüzyıl ortalarına kadar uzanan geçmişiyle dikkat çekiyor. 1898’de köyde iptidai mektep kaydı bulunurken, Oğulbey sınırlarındaki Deliklitaş Yerleşimi’nin I. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak tescillenmesi çok daha eski bir geçmişin izlerini gündeme getiriyor. Peki Zuğru’nun gerçek tarihi nerede başlıyor?
Tokat’ın Almus ilçesinde, yeşil dağların ve vadilerin arasında bugün Oğulbey adıyla yaşamını sürdüren bir köy var. Ancak bu yerleşimin hafızasında yüzyıllar boyunca kullanılan başka bir isim bulunuyor: Zuğru. Kimi kayıtlarda Zuğri biçiminde de karşımıza çıkan bu eski isim, yalnızca köy büyüklerinden aktarılan sözlü bir hatıra değil. Osmanlı kayıtları, akademik çalışmalar, eğitim belgeleri ve Cumhuriyet dönemindeki resmî kayıtlar bir araya getirildiğinde Oğulbey’in yüzlerce yıllık geçmişinin parçaları ortaya çıkıyor. Daha da önemlisi, bugünkü Oğulbey sınırlarında Deliklitaş Yerleşimi adıyla kayıtlı bir alanın devlet tarafından I. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak tescillenmiş olması, köyün tarihinin Osmanlı kayıtlarının gösterdiğinden çok daha eski dönemlere uzanıp uzanmadığı sorusunu gündeme getiriyor. Zuğru 1452’de kayıtlardaydı Oğulbey’in bilinen tarihinin en dikkat çekici belgelerinden biri 1452 yılına uzanıyor. Almus’un tarihine ilişkin resmî kaynaklarda, Osmanlı dönemine ait Tapu Tahrir Defterlerinden aktarılan bilgilere göre, bugünkü Almus ve çevresi o yıllarda Kâfirnî Nahiyesi içerisinde bulunuyordu. 1452 tarihli kayıtlarda nahiyeye bağlı 42 köy, 4 mezra ve 2 çiftlikten söz ediliyor. Bu yerleşimler arasında Zuğru da bulunuyor. Üstelik Zuğru’nun küçük ve yeni kurulmuş bir mezra olarak değil, bölgenin önemli köylerinden biri olarak kayıtlara geçtiği görülüyor. Resmî tarihçede Almus’tan sonra nahiyenin büyük köyleri arasında Muhad, Firedökse ve Zuğru sayılıyor. Bu bilgi Oğulbey tarihinin en önemli sorularından birini beraberinde getiriyor: Zuğru 1452 yılında zaten bölgenin büyük köylerinden biriyse, yerleşim gerçekte ne zaman kurulmuştu? Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. 1452, Zuğru’nun kuruluş tarihi değil. Bugün ulaşılabilen belgeler içerisinde köyün varlığını gösteren erken tarihlerden biri. Dolayısıyla “Oğulbey 574 yıllık bir köydür” demektense, “Oğulbey’in eski adı Zuğru’nun varlığı en az 574 yıl öncesine ait kayıtlarla belgelenebiliyor” demek tarihsel açıdan daha doğru. Köyün 1452’den önce ne kadar geriye gittiği ise henüz kesin olarak bilinmiyor. Zuğru adı sonraki Osmanlı kayıtlarında da kaybolmadı Araştırma 1452 ile sınırlı değil. Osmanlı dönemine ait sonraki mali ve idari kayıtlarda da Zuğru adına rastlanıyor. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri tarafından yayımlanan tarihî defterlerin yer adı dizinlerinde “Zuğru”nun Kâfirnî Nahiyesi'ne bağlı köy olarak yer alması, yerleşimin 16. yüzyıldaki varlığını da ortaya koyuyor. Almus tarihçesinde ayrıca bölgeyi ilgilendiren 1452 ile 1670 yılları arasındaki çok sayıda tahrir kaydından söz ediliyor. Bu kayıtların ayrıntılı incelenmesi Oğulbey tarihinin bugün bilinmeyen başka yönlerini ortaya çıkarabilir. Köyün hane sayısı, nüfusunun değişimi, tarımsal üretimi, ödediği vergiler, kullanılan arazi ve hatta bazı aile veya kişi adlarının izleri bu defterlerde bulunabilir. Bu nedenle Zuğru’nun henüz yazılmamış yaklaşık iki yüz yıllık Osmanlı dönemi hikâyesinin önemli bir bölümü arşivlerde araştırılmayı bekliyor. 1898’de Zuğru’da mektep vardı Zuğru hakkında ortaya çıkan en dikkat çekici kayıtlardan biri de köyün eğitim tarihine ilişkin. Prof. Dr. Ali Açıkel’in II. Abdülhamid döneminde Tokat Sancağı'ndaki eğitim faaliyetlerini inceleyen akademik çalışmasında, 1882-1898 yılları arasında açılan Müslüman iptidai mektepleri sıralanıyor. Bu listede “Zuğru Köyü – 1316/1898” kaydı bulunuyor. Kayıtta mektebin “yardım ile” yapıldığı/açıldığı bilgisi de yer alıyor. Bu küçük kayıt, köyün tarihi açısından oldukça önemli. Çünkü 19. yüzyılın sonunda Zuğru’nun yalnızca varlığını sürdüren bir yerleşim olmadığını, Osmanlı'nın taşradaki eğitim yapılanması içerisinde de yer aldığını gösteriyor. Şimdi cevaplanması gereken başka bir soru ortaya çıkıyor: 1898 yılında kayıt altına alınan Zuğru mektebi köyün neresindeydi? Bugün bu yapıya ait temel, taş, kitabe veya başka bir kalıntı bulunup bulunmadığının köyde yapılacak yerinde araştırmayla tespit edilmesi, Oğulbey'in eğitim tarihinin önemli bir parçasını gün yüzüne çıkarabilir. Zuğru’dan cepheye uzanan bir hayat Köyün tarihindeki kayıtlar yalnızca arazi ve okul belgelerinden oluşmuyor. Birinci Dünya Savaşı yıllarına gelindiğinde karşımıza bu kez bir insan hikâyesi çıkıyor. Almus Kaymakamlığı tarafından yayımlanan şehit kayıtlarında Ömer oğlu Ahmet’in doğum yeri “Oğulbey (Zuğru)” olarak gösteriliyor. 1895 doğumlu Ahmet’in 23 Mayıs 1915 tarihinde, Birinci Dünya Savaşı'nın Doğu Cephesi'nde Turan Sırtları'nda şehit olduğu kayıtlarda yer alıyor. Yaklaşık 20 yaşında yaşamını kaybeden bir Zuğrulu gencin kaydı, köy tarihini rakamlardan çıkarıp insanların hayatlarına taşıyor. Aynı zamanda resmî kayıtta Oğulbey ve Zuğru isimlerinin birlikte kullanılması, eski köy adıyla bugünkü yerleşim arasındaki bağlantıyı gösteren önemli belgelerden biri olarak öne çıkıyor. Asıl dikkat çekici bulgu: Deliklitaş Yerleşimi Oğulbey'in hikâyesini Osmanlı arşivlerinin ötesine taşıyan en önemli gelişme ise köy sınırlarındaki Deliklitaş Yerleşimi. Sivas Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 28 Mart 2019 tarih ve 5076 sayılı kararı, Oğulbey tarihi açısından son derece önemli bir resmî belge niteliğinde. Kararda Tokat ili Almus ilçesi Oğulbey Köyü 105 ada 1 parselin bir bölümü ile Akarçay Beldesi tarafındaki tapulama harici alanın bir bölümünde bulunan Deliklitaş Yerleşimi ele alınıyor. Yapılan incelemelerin ardından Deliklitaş Yerleşimi'nin korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı özelliği gösterdiği değerlendirilerek alanın: I. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak tescil edilmesine karar veriliyor. Bu tespit son derece önemli. Çünkü artık Oğulbey'de eski bir yerleşimin bulunduğu iddiası yalnızca yöresel anlatımlara veya rivayetlere dayanmıyor. Yetkili Koruma Bölge Kurulu tarafından verilmiş resmî bir arkeolojik sit tescili bulunuyor. Kurul ayrıca Deliklitaş'ın sit sınırını 1/1000 ölçekli harita üzerinde belirliyor, sit fişini onaylıyor ve Oğulbey'deki 105 ada 1 parselin sit sınırında kalan bölümünün tapu kaydına “Deliklitaş Yerleşimi I. Derece Arkeolojik Sit” olduğuna ilişkin kayıt konulmasına karar veriyor. Böylece Oğulbey'in toprağındaki tarih hukuken de koruma altına alınmış oluyor. Deliklitaş dosyası 2016’ya kadar uzanıyor Koruma Kurulu kararındaki ayrıntılar incelendiğinde Deliklitaş'ın 2019 yılında bir anda ortaya çıkan bir tespit olmadığı da anlaşılıyor. Dosyada Tokat İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün 13 Haziran 2016 ve 30 Mart 2017 tarihli yazıları ile 2019 yılında hazırlanan inceleme raporlarından söz ediliyor. Başka bir ifadeyle Deliklitaş'ın tesciline giden süreç, farklı yıllardaki yazışma ve incelemelerin ardından sonuçlandırılmış. Burada belgesel açısından en değerli belgelerden biri ise Deliklitaş Yerleşimi sit fişi. Kurul kararında sit fişinin onaylandığı açıkça belirtiliyor. Bu nedenle alanla ilgili ayrıntılı tespit dosyasının araştırılması gerekiyor. Çünkü bugün kamuoyuna açık karar metni Deliklitaş'ın hangi tarihsel döneme ait olduğunu kesin olarak söylemiyor. Bu noktada bilimsel hassasiyet büyük önem taşıyor. Deliklitaş'ın Roma, Bizans, Selçuklu veya başka bir uygarlığa ait olduğunu gösteren kesin bir bilimsel tarihlendirme ortaya konulmadan bu dönemlerden herhangi birine bağlamak doğru değil. Ancak tartışmasız gerçek şu: Oğulbey sınırlarında I. Derece Arkeolojik Sit olarak tescillenmiş bir yerleşim alanı bulunuyor. Ve bu durum Oğulbey'in Osmanlı öncesi geçmişinin ciddi biçimde araştırılmasını gerekli kılıyor. Zuğru ile Deliklitaş arasında bağlantı var mı? Araştırmanın belki de en heyecan verici fakat henüz cevabı bulunmayan sorusu bu. Bir tarafta 1452 yılında zaten büyük bir köy olduğu anlaşılan Zuğru, diğer tarafta bugünkü Oğulbey sınırlarında bulunan Deliklitaş Arkeolojik Yerleşimi var. Acaba Deliklitaş, Zuğru'nun daha eski yerleşim alanı mıydı? Yoksa Zuğru'dan yüzlerce hatta binlerce yıl önce yaşamış tamamen farklı bir topluluğun bıraktığı yerleşim mi? Bugünkü belgeler bu iki alan arasında doğrudan bir bağlantı kurmaya yetmiyor. Fakat tam da bu bilinmezlik, Oğulbey'i arkeolojik ve tarihsel açıdan önemli hale getiriyor. Zuğru adının kendisi de araştırılmayı bekliyor Bir başka bilinmeyen ise “Zuğru” adının nereden geldiği. Köyün ismi tarihî kayıtlarda Zuğru ve Zuğri gibi farklı yazılışlarla görülüyor. Ancak ismin kökeninin hangi dile veya hangi tarihsel döneme dayandığını kesin biçimde ortaya koyan güvenilir bir etimolojik belgeye henüz ulaşılamadı. Bu nedenle Zuğru kelimesinin anlamına ilişkin yöresel anlatılar ayrıca kayıt altına alınmalı, ancak bilimsel kanıt bulunmadan kesin bilgi olarak sunulmamalı. Çünkü Anadolu'daki eski yer adları bazen yerleşimin kendisinden bile daha eski bir kültürel hafızayı taşıyabiliyor. Oğulbey’de korunması gereken başka tarihî izler olabilir Deliklitaş'ın resmen tescilli olması, köyde araştırılması gereken tek yerin burası olduğu anlamına gelmiyor. Oğulbey'in en eski mezarlıkları ve mezar taşları, eski çeşmeleri, değirmen yerleri, tarihî yol izleri, eski ev temelleri, köprü kalıntıları ve bugün kullanılmayan eski yapıların bulunduğu mevkiler kayıt altına alınmalı. Özellikle 1898 tarihli mektebin yeri araştırılmalı. Köyün yaşlı sakinlerinin hatırladığı eski yer adları ve artık bulunmayan yapılar da sözlü tarih çalışmasıyla kayıt altına alınmalı. Deliklitaş ve olası diğer arkeolojik alanlarda ise izinsiz kazı yapılmaması, bulunan herhangi bir arkeolojik parçanın yerinden alınmaması gerekiyor. Böyle bir bulgu yetkili müze veya kültür müdürlüğüne bildirilerek bilimsel yöntemlerle incelenmeli. Çünkü bir köyün tarihi yalnızca arşivde değil, insanların hafızasında da saklanır. Bugün 80 yaşındaki bir Oğulbeylinin dedesinden dinlediği eski mezarlık, mektep, değirmen veya yerleşim hikâyesi tek başına tarihî kanıt sayılmaz; ancak bilim insanlarına araştırılması gereken noktayı gösterebilir. Zuğru’nun hikâyesi henüz tamamlanmadı Bugün ortaya çıkan belgeler Oğulbey tarihinin tamamını anlatmaya yetmiyor. Fakat parçaları bir araya getirdiğimizde dikkat çekici bir tablo oluşuyor. 15. yüzyıl ortalarında Zuğru adıyla kayıtlarda olan ve dönemin büyük köyleri arasında gösterilen bir yerleşim… Sonraki Osmanlı kayıtlarında varlığını sürdüren aynı köy… 1898 yılında mektebi bulunan Zuğru… 1915 yılında evladını cephede kaybeden bir Anadolu köyü… Ve yaklaşık bir asır sonra, sınırları içerisinde I. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak tescil edilen Deliklitaş Yerleşimi bulunan bugünkü Oğulbey. Bütün bunların ardından artık sorulması gereken soru yalnızca “Zuğru kaç yıllık?” değil. Asıl soru şu: Zuğru 1452 yılında zaten büyük bir köyse, bu yerleşimin hikâyesi gerçekte ne zaman başladı? Deliklitaş bu hikâyenin daha eski bir parçası mı? Ve Oğulbey'in toprağında henüz belgelenmemiş başka hangi tarihî izler bulunuyor? Bu soruların kesin cevaplarını verecek olan söylentiler değil; Devlet Arşivlerindeki defterler, Deliklitaş'ın arkeolojik tespit dosyası, bilimsel saha araştırmaları ve köyde yapılacak kapsamlı bir kültür envanteri olacak. Bir zamanlar adı Zuğru, bugün Oğulbey. Adı değişmiş olsa da belgeler ve toprak aynı şeyi söylüyor: Bu köyün anlatılacak daha çok hikâyesi var.  
Tokat’ın Almus ilçesine bağlı Oğulbey Köyü, eski adıyla Zuğru, Osmanlı kayıtlarında en az 15. yüzyıl ortalarına kadar uzanan geçmişiyle dikkat çekiyor. 1898’de köyde iptidai mektep kaydı bulunurken, Oğulbey sınırlarındaki Deliklitaş Yerleşimi’nin I. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak tescillenmesi çok daha eski bir geçmişin izlerini gündeme getiriyor. Peki Zuğru’nun gerçek tarihi nerede başlıyor?

Tokat’ın Almus ilçesinde, yeşil dağların ve vadilerin arasında bugün Oğulbey adıyla yaşamını sürdüren bir köy var. Ancak bu yerleşimin hafızasında yüzyıllar boyunca kullanılan başka bir isim bulunuyor: Zuğru.

Kimi kayıtlarda Zuğri biçiminde de karşımıza çıkan bu eski isim, yalnızca köy büyüklerinden aktarılan sözlü bir hatıra değil. Osmanlı kayıtları, akademik çalışmalar, eğitim belgeleri ve Cumhuriyet dönemindeki resmî kayıtlar bir araya getirildiğinde Oğulbey’in yüzlerce yıllık geçmişinin parçaları ortaya çıkıyor.

Daha da önemlisi, bugünkü Oğulbey sınırlarında Deliklitaş Yerleşimi adıyla kayıtlı bir alanın devlet tarafından I. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak tescillenmiş olması, köyün tarihinin Osmanlı kayıtlarının gösterdiğinden çok daha eski dönemlere uzanıp uzanmadığı sorusunu gündeme getiriyor.

Zuğru 1452’de kayıtlardaydı

Oğulbey’in bilinen tarihinin en dikkat çekici belgelerinden biri 1452 yılına uzanıyor.

Almus’un tarihine ilişkin resmî kaynaklarda, Osmanlı dönemine ait Tapu Tahrir Defterlerinden aktarılan bilgilere göre, bugünkü Almus ve çevresi o yıllarda Kâfirnî Nahiyesi içerisinde bulunuyordu.

1452 tarihli kayıtlarda nahiyeye bağlı 42 köy, 4 mezra ve 2 çiftlikten söz ediliyor. Bu yerleşimler arasında Zuğru da bulunuyor.

Üstelik Zuğru’nun küçük ve yeni kurulmuş bir mezra olarak değil, bölgenin önemli köylerinden biri olarak kayıtlara geçtiği görülüyor. Resmî tarihçede Almus’tan sonra nahiyenin büyük köyleri arasında Muhad, Firedökse ve Zuğru sayılıyor.

Bu bilgi Oğulbey tarihinin en önemli sorularından birini beraberinde getiriyor:

Zuğru 1452 yılında zaten bölgenin büyük köylerinden biriyse, yerleşim gerçekte ne zaman kurulmuştu?

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. 1452, Zuğru’nun kuruluş tarihi değil. Bugün ulaşılabilen belgeler içerisinde köyün varlığını gösteren erken tarihlerden biri.

Dolayısıyla “Oğulbey 574 yıllık bir köydür” demektense, “Oğulbey’in eski adı Zuğru’nun varlığı en az 574 yıl öncesine ait kayıtlarla belgelenebiliyor” demek tarihsel açıdan daha doğru.

Köyün 1452’den önce ne kadar geriye gittiği ise henüz kesin olarak bilinmiyor.

Zuğru adı sonraki Osmanlı kayıtlarında da kaybolmadı

Araştırma 1452 ile sınırlı değil.

Osmanlı dönemine ait sonraki mali ve idari kayıtlarda da Zuğru adına rastlanıyor. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri tarafından yayımlanan tarihî defterlerin yer adı dizinlerinde “Zuğru”nun Kâfirnî Nahiyesi'ne bağlı köy olarak yer alması, yerleşimin 16. yüzyıldaki varlığını da ortaya koyuyor.

Almus tarihçesinde ayrıca bölgeyi ilgilendiren 1452 ile 1670 yılları arasındaki çok sayıda tahrir kaydından söz ediliyor.

Bu kayıtların ayrıntılı incelenmesi Oğulbey tarihinin bugün bilinmeyen başka yönlerini ortaya çıkarabilir. Köyün hane sayısı, nüfusunun değişimi, tarımsal üretimi, ödediği vergiler, kullanılan arazi ve hatta bazı aile veya kişi adlarının izleri bu defterlerde bulunabilir.

Bu nedenle Zuğru’nun henüz yazılmamış yaklaşık iki yüz yıllık Osmanlı dönemi hikâyesinin önemli bir bölümü arşivlerde araştırılmayı bekliyor.

1898’de Zuğru’da mektep vardı

Zuğru hakkında ortaya çıkan en dikkat çekici kayıtlardan biri de köyün eğitim tarihine ilişkin.

Prof. Dr. Ali Açıkel’in II. Abdülhamid döneminde Tokat Sancağı'ndaki eğitim faaliyetlerini inceleyen akademik çalışmasında, 1882-1898 yılları arasında açılan Müslüman iptidai mektepleri sıralanıyor.

Bu listede Zuğru Köyü – 1316/1898” kaydı bulunuyor.

Kayıtta mektebin “yardım ile” yapıldığı/açıldığı bilgisi de yer alıyor.

Bu küçük kayıt, köyün tarihi açısından oldukça önemli. Çünkü 19. yüzyılın sonunda Zuğru’nun yalnızca varlığını sürdüren bir yerleşim olmadığını, Osmanlı'nın taşradaki eğitim yapılanması içerisinde de yer aldığını gösteriyor.

Şimdi cevaplanması gereken başka bir soru ortaya çıkıyor:

1898 yılında kayıt altına alınan Zuğru mektebi köyün neresindeydi?

Bugün bu yapıya ait temel, taş, kitabe veya başka bir kalıntı bulunup bulunmadığının köyde yapılacak yerinde araştırmayla tespit edilmesi, Oğulbey'in eğitim tarihinin önemli bir parçasını gün yüzüne çıkarabilir.

Zuğru’dan cepheye uzanan bir hayat

Köyün tarihindeki kayıtlar yalnızca arazi ve okul belgelerinden oluşmuyor.

Birinci Dünya Savaşı yıllarına gelindiğinde karşımıza bu kez bir insan hikâyesi çıkıyor.

Almus Kaymakamlığı tarafından yayımlanan şehit kayıtlarında Ömer oğlu Ahmet’in doğum yeri “Oğulbey (Zuğru)” olarak gösteriliyor.

1895 doğumlu Ahmet’in 23 Mayıs 1915 tarihinde, Birinci Dünya Savaşı'nın Doğu Cephesi'nde Turan Sırtları'nda şehit olduğu kayıtlarda yer alıyor.

Yaklaşık 20 yaşında yaşamını kaybeden bir Zuğrulu gencin kaydı, köy tarihini rakamlardan çıkarıp insanların hayatlarına taşıyor.

Aynı zamanda resmî kayıtta Oğulbey ve Zuğru isimlerinin birlikte kullanılması, eski köy adıyla bugünkü yerleşim arasındaki bağlantıyı gösteren önemli belgelerden biri olarak öne çıkıyor.

Asıl dikkat çekici bulgu: Deliklitaş Yerleşimi

Oğulbey'in hikâyesini Osmanlı arşivlerinin ötesine taşıyan en önemli gelişme ise köy sınırlarındaki Deliklitaş Yerleşimi.

Sivas Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 28 Mart 2019 tarih ve 5076 sayılı kararı, Oğulbey tarihi açısından son derece önemli bir resmî belge niteliğinde.

Kararda Tokat ili Almus ilçesi Oğulbey Köyü 105 ada 1 parselin bir bölümü ile Akarçay Beldesi tarafındaki tapulama harici alanın bir bölümünde bulunan Deliklitaş Yerleşimi ele alınıyor.

Yapılan incelemelerin ardından Deliklitaş Yerleşimi'nin korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı özelliği gösterdiği değerlendirilerek alanın:

I. Derece Arkeolojik Sit Alanı

olarak tescil edilmesine karar veriliyor.

Bu tespit son derece önemli.

Çünkü artık Oğulbey'de eski bir yerleşimin bulunduğu iddiası yalnızca yöresel anlatımlara veya rivayetlere dayanmıyor. Yetkili Koruma Bölge Kurulu tarafından verilmiş resmî bir arkeolojik sit tescili bulunuyor.

Kurul ayrıca Deliklitaş'ın sit sınırını 1/1000 ölçekli harita üzerinde belirliyor, sit fişini onaylıyor ve Oğulbey'deki 105 ada 1 parselin sit sınırında kalan bölümünün tapu kaydına Deliklitaş Yerleşimi I. Derece Arkeolojik Sit” olduğuna ilişkin kayıt konulmasına karar veriyor.

Böylece Oğulbey'in toprağındaki tarih hukuken de koruma altına alınmış oluyor.

Deliklitaş dosyası 2016’ya kadar uzanıyor

Koruma Kurulu kararındaki ayrıntılar incelendiğinde Deliklitaş'ın 2019 yılında bir anda ortaya çıkan bir tespit olmadığı da anlaşılıyor.

Dosyada Tokat İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün 13 Haziran 2016 ve 30 Mart 2017 tarihli yazıları ile 2019 yılında hazırlanan inceleme raporlarından söz ediliyor.

Başka bir ifadeyle Deliklitaş'ın tesciline giden süreç, farklı yıllardaki yazışma ve incelemelerin ardından sonuçlandırılmış.

Burada belgesel açısından en değerli belgelerden biri ise Deliklitaş Yerleşimi sit fişi.

Kurul kararında sit fişinin onaylandığı açıkça belirtiliyor. Bu nedenle alanla ilgili ayrıntılı tespit dosyasının araştırılması gerekiyor.

Çünkü bugün kamuoyuna açık karar metni Deliklitaş'ın hangi tarihsel döneme ait olduğunu kesin olarak söylemiyor.

Bu noktada bilimsel hassasiyet büyük önem taşıyor.

Deliklitaş'ın Roma, Bizans, Selçuklu veya başka bir uygarlığa ait olduğunu gösteren kesin bir bilimsel tarihlendirme ortaya konulmadan bu dönemlerden herhangi birine bağlamak doğru değil.

Ancak tartışmasız gerçek şu:

Oğulbey sınırlarında I. Derece Arkeolojik Sit olarak tescillenmiş bir yerleşim alanı bulunuyor.

Ve bu durum Oğulbey'in Osmanlı öncesi geçmişinin ciddi biçimde araştırılmasını gerekli kılıyor.

Zuğru ile Deliklitaş arasında bağlantı var mı?

Araştırmanın belki de en heyecan verici fakat henüz cevabı bulunmayan sorusu bu.

Bir tarafta 1452 yılında zaten büyük bir köy olduğu anlaşılan Zuğru, diğer tarafta bugünkü Oğulbey sınırlarında bulunan Deliklitaş Arkeolojik Yerleşimi var.

Acaba Deliklitaş, Zuğru'nun daha eski yerleşim alanı mıydı?

Yoksa Zuğru'dan yüzlerce hatta binlerce yıl önce yaşamış tamamen farklı bir topluluğun bıraktığı yerleşim mi?

Bugünkü belgeler bu iki alan arasında doğrudan bir bağlantı kurmaya yetmiyor.

Fakat tam da bu bilinmezlik, Oğulbey'i arkeolojik ve tarihsel açıdan önemli hale getiriyor.

Zuğru adının kendisi de araştırılmayı bekliyor

Bir başka bilinmeyen ise “Zuğru” adının nereden geldiği.

Köyün ismi tarihî kayıtlarda Zuğru ve Zuğri gibi farklı yazılışlarla görülüyor. Ancak ismin kökeninin hangi dile veya hangi tarihsel döneme dayandığını kesin biçimde ortaya koyan güvenilir bir etimolojik belgeye henüz ulaşılamadı.

Bu nedenle Zuğru kelimesinin anlamına ilişkin yöresel anlatılar ayrıca kayıt altına alınmalı, ancak bilimsel kanıt bulunmadan kesin bilgi olarak sunulmamalı.

Çünkü Anadolu'daki eski yer adları bazen yerleşimin kendisinden bile daha eski bir kültürel hafızayı taşıyabiliyor.

Oğulbey’de korunması gereken başka tarihî izler olabilir

Deliklitaş'ın resmen tescilli olması, köyde araştırılması gereken tek yerin burası olduğu anlamına gelmiyor.

Oğulbey'in en eski mezarlıkları ve mezar taşları, eski çeşmeleri, değirmen yerleri, tarihî yol izleri, eski ev temelleri, köprü kalıntıları ve bugün kullanılmayan eski yapıların bulunduğu mevkiler kayıt altına alınmalı.

Özellikle 1898 tarihli mektebin yeri araştırılmalı.

Köyün yaşlı sakinlerinin hatırladığı eski yer adları ve artık bulunmayan yapılar da sözlü tarih çalışmasıyla kayıt altına alınmalı.

Deliklitaş ve olası diğer arkeolojik alanlarda ise izinsiz kazı yapılmaması, bulunan herhangi bir arkeolojik parçanın yerinden alınmaması gerekiyor. Böyle bir bulgu yetkili müze veya kültür müdürlüğüne bildirilerek bilimsel yöntemlerle incelenmeli.

Çünkü bir köyün tarihi yalnızca arşivde değil, insanların hafızasında da saklanır.

Bugün 80 yaşındaki bir Oğulbeylinin dedesinden dinlediği eski mezarlık, mektep, değirmen veya yerleşim hikâyesi tek başına tarihî kanıt sayılmaz; ancak bilim insanlarına araştırılması gereken noktayı gösterebilir.

Zuğru’nun hikâyesi henüz tamamlanmadı

Bugün ortaya çıkan belgeler Oğulbey tarihinin tamamını anlatmaya yetmiyor. Fakat parçaları bir araya getirdiğimizde dikkat çekici bir tablo oluşuyor.

15. yüzyıl ortalarında Zuğru adıyla kayıtlarda olan ve dönemin büyük köyleri arasında gösterilen bir yerleşim…

Sonraki Osmanlı kayıtlarında varlığını sürdüren aynı köy…

1898 yılında mektebi bulunan Zuğru…

1915 yılında evladını cephede kaybeden bir Anadolu köyü…

Ve yaklaşık bir asır sonra, sınırları içerisinde I. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak tescil edilen Deliklitaş Yerleşimi bulunan bugünkü Oğulbey.

Bütün bunların ardından artık sorulması gereken soru yalnızca Zuğru kaç yıllık?” değil.

Asıl soru şu:

Zuğru 1452 yılında zaten büyük bir köyse, bu yerleşimin hikâyesi gerçekte ne zaman başladı? Deliklitaş bu hikâyenin daha eski bir parçası mı? Ve Oğulbey'in toprağında henüz belgelenmemiş başka hangi tarihî izler bulunuyor?

Bu soruların kesin cevaplarını verecek olan söylentiler değil; Devlet Arşivlerindeki defterler, Deliklitaş'ın arkeolojik tespit dosyası, bilimsel saha araştırmaları ve köyde yapılacak kapsamlı bir kültür envanteri olacak.

Bir zamanlar adı Zuğru, bugün Oğulbey.

Adı değişmiş olsa da belgeler ve toprak aynı şeyi söylüyor:

Bu köyün anlatılacak daha çok hikâyesi var.

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.